Sâkiya mey sun ki – Avni

Sâkiyâ mey sun ki bir gün lâlezâr elden gider
İrüşür fasl-ı hazan bâg ü bahâr elden gider

Her nice zühd ü salâha mail olur hâtırum
Gördügümce ol nigân ihtiyar elden gider

Şöyle hâk oldum ki âh itmeğe havf eyler gönül
Lâ-cerem bâd-ı sabâ ile gubâr elden gider

Gırra olma dilberâ hüsn ü cemâle kıl vefa
Baki kalmaz kimseye nakş ü nigâr elden gider

Yâr içün agyâr ile merdâne ceng itsem gerek
İt gibi murdar rakîb ölmezse yâr elden gider

Avni (Fatih Sultan Mehmed Han)

 

İşitim ey gafiller – Yunus Emre

İşitin ey gafiller
Aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül
Sanki bir taşa benzer
 
Nefsin şehveti başka
Hiç benzemez bu aşka
Aşk dediği hisleri
Tuzsuz bir aşa benzer
 
Aşk ile gönül yanar
Nefis bundan ne anlar
Nefsi azmış kimsenin
Gönlü bir kışa benzer
 
Kalb bu aşkı tadınca
Rabbe aşık olunca
Beden kafesinde bir
Çırpınan kuşa benzer
 
Aşk mukaddes bir sıfat
Bunu şehvete takmak
Altın taç giydirilmiş
Kel kör bir başa benzer
 
Yunus Emre

 

İmparatorluğa Mersiye – Osman Yüksel Serdengeçti

Bin yıl oldu toprağına basalı
Hayli oldu kılıçları asalı,
Bülbüllerin onun için tasalı,
Sazlar kırık, ayar tutmaz telleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Yol görünür, hakan emir verirdi,
Dalga dalga ordularım yürürdü,
Hamlemizden dağlar taşlar erirdi,
Dolu dizgin aştık nice belleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
 
Yıldız doğar, talihimiz belirir,
Sabah olur, ulufeler verilir,
Bir seferde dört krallık serilir,
Al al ettik, kara kara tülleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
 
Kosovalar, Plevneler bizsizdir,
Yosun tutmuş camilerim ıssızdır,
Boynu bükük minareler öksüzdür,
Açmaz olmuş Kızanlığın gülleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
 
Hali görür, geleceği sezerdik,
Bir zamanlar ta Vistül’de gezerdik.
Haritayı biz kendimiz çizerdik,
Fetheyledik deryaları, çölleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
 
Rodopların ak başları yaslıdır,
Serdengeçti gönül, artık usludur,
Rüzgarları bile matem seslidir,
Zafer, zafer der, eserdi yelleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
 
Osman Yüksel Serdengeçti

 

Hayriyye – Nabi Efendi

Ey nihâl-i çemen-ârâ-yi edeb
Nûr-bahşâ-yi dil ü dîde-i eb.
 
Sa’y kıl ilm-i şerîfe şeb-ü rûz
Kalma hayvan-sıfat ol ilm-âmûz.
 
İlme sa’y eylememekden hazer et
İlm ü sa’y ikisi birdir nazar et.
 
Sıfat-ı hazret-i Mevlâdır ilm
Cümle evsâfdan a’lâdır ilm.
 
Taleb-i ilme çalış ol a’lem
Farzdır dedi, Resûl-i ekrem.
 
Dahî emr eyledi ol sâhib-i ilm
“Mehdden lahde dek ol tâlib-i ilm.”
 
Bula gör öyle Medine’ye vusûl
Ki kapusu ola dâmâd-ı Resûl.
 
İlm bir lûcce-i bî-sâhildir
Anda âlim geçinen câhildir.
 
Cehle Hak mevt dedi ilme hayât
Olma hem-hâl-i gürûh-ı emvât.
 
Olma mahrûm-ı hayât-ı ebedî
İlm ile fark edegör nîk ü bedî.
 
İlmin envâ’ı ile ol hâli
Belki lâzım gele istimâlî.
 
Bilmek elbette değil mi ahsen
Sorsalar ben ânı bilmem demeden.
 
Hazretin nâsa budur telkini
“Utlubü’l-ilme velev bi’s-sîni”
 
Etme âr öğren oku ehlinden
Herşeyin ilmi güzel, cehlinden.
 
Ger reâya ve gerek sâhib-i tâc
Lâbüd olur ulemâya muhtaç.
 
Nabî Efendi