Devr-i Gül Sohbetleri

ÖNSÖZ

devri gulAklı olan anlar bunu dünya misafirhânedir
Baki safa tahsiline sa’y etmeyen divânedir

Tarihi iyi anlayan, tarihten ders alan ve ibret çıkartan insanlar yukarıdaki ifadeleri de en iyi şekilde idrak ederler.

Hayatının belli bir dönemini yetişmesine ve meslek kazanımına harcayan insanoğlu, kısa bir müddet kendisi için çalıştıktan sonra ömrünü genelde evlatlarına daha iyi bir gelecek sağlamaya, onlara bir şeyler bırakmaya gayret sarf eder.

Bunlar günümüzde genel olarak ev, arsa, para, mal ve mülktür. Hâlbuki bu maddî kıymetlere günümüze kadar devamlı olarak sahip olan çıkmadı. Kazananlar elde ettiklerini bıraktıkları gibi, bıraktıkları kişiler de terk etmek zorunda kaldılar.

Gitti Mecnun hâne-i dehri bana ısmarladı
Bir harâb evdir, kalır divâneden divâneye

Oysa giriş beytinde “baki safa tahsiline sa’y etmeyen divanedir” denildiği gibi ebedi rahatını ve huzurunu düşünmeyen, ona çalışıp çabalamayan divane/akılsız kişidir.

İşte atalarımız genelde buna işaret ederlerdi. Onu sağlayacak yatırımlar yaparlardı.

Osmanlı padişahları kendilerine saray yaptırmaktan ziyade gelecek nesilleri için cami, medrese, han, hamam, çeşme, çarşı, imaret, zaviye vb. medeniyet eserleri bıraktılar.

Osmanlı âlimleri unutulmamayı, yazdıkları eserlerde ararken, şairleri ise ölümsüz beyitleri ile tarihe geçtiler.

Bu eserleri süs olsun diye değil hep gelecek nesillerinin, evlatlarının dünya ve ahiret saadetlerini temin etmeye yönelik yaptılar, yazdılar, inşa ettiler.

Tarihi mirasımız bütünüyle insana zevk veren, huzur bahşeden, örneklerle doludur. Onları bilen dünyaya küsmez, hayata kızmaz. Hayat ve yaşama zevki ile dolar. Süfli ve bayağı muhabbetlerle değil, ilahi ve insanlığa hizmet aşkı ve sevgisi ile yanar. İdeolojilerin esiri olmaz. Klişe ifadelerle, kendisi gibi düşünmeyenlere hasım olmayı değil herkesi anlamayı tercih eder. Kendisinden küçük birini görse ne kadar günahsızdır, benim ise günahım çoktur. Büyük biri ise çok sevap işlemiştir, oysa ben daha o kadar sevap işlemedim diye düşünür. Onu hor görmez ve tahkir etmez.

Aslında tarihimizin her sayfası bir güzellik manzumesidir.

Elinizdeki bu eser talebelerimin, atalarımızın cihan değer sözlerinin, sohbetlerinin, beyitlerinin ve hatıralarının kitaplaştırılmasını istemelerinden kaynaklandı.

“İyi insanlar güzel işlere vesile oluyorlar”

“Seven sevdiğine benzemek ister”

“Tarih, özlem için değil ibret almak içindir”

Maksadımız bu güzelliklerin bilinmesi ve istifade olunmasıdır.

Zira uzun atlama, üç adım atlama, penaltıda topa vurma gibi bir hareketi daha başarılı kılabilmek için biraz geri çekilmek gerekir. İleri medeniyet hamleleri için de geri çekilmek tarihini tanımakla olur.

Tarihini olumlu-olumsuz, hatalı-hatasız her yönü ile hakkıyla bildiğin ölçüde istifade edebilir ve istifade edebildiğin ölçüde de geleceğini çizebilir, güçlendirebilirsin. Bu itibarla körü körüne tarihini kötüleyen, gençleri tarihi kıymetlerinden uzak tutmaya çalışanların maksat ve gayesini de buradan anlamak gerekir.

Osmanlıların adının dahi insanlara iyilikleri, adaleti, şefkati, merhameti, medeniyeti hatırlattığını zira bu özellikleri ile haşmet ve heybetlerinin bütün dünyaca bilindiğini onları seven nesillerinin yine bu güzel değerlerle, insanlığa hizmet yolunda kimseler olacağını Namık Kemal şu ifadelerle belirtir:

Osmanlı adı her duyana lerze-resândır
Ecdadımızın heybeti ma’rûf-ı cihandır
Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır
Gavgada şehâdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can veririz nam alırız biz

“Devr-i Gül Sohbetleri/Osmanlı Kültürü I” adı altında bu birinci eserdir ve inşallah devam edecektir.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Mart 2012, İstanbul

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.