Akif ve bugün – 21.06.2019

Bu ülkede en fazla İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy konuşulur. En fazla onun adına konferanslar verilir, en fazla o anlatılır. Çanakkale zaferi haftası, İstiklal marşının kabulü, doğum yıl dönümü, ölüm yıl dönümü, Kurtuluş Savaşı vesilesiyle hep gündemimizdedir. Buna rağmen ne garip bir cilvedir ki insanımızın hakkıyla bilemediği bir şahsiyettir. Zira onun anılmasında sadece hamaset dili vardır. İbret noktainazarı hiç yoktur. Hâlbuki Mehmet Akif’in hayatı günümüze en fazla ibretler sunmaktadır. Aldanışın, yanılışın, üzüntünün ve ızdırabın zirve kaynağıdır Akif. O, Cemaleddin Afgani ve Abduh gibi İngiliz ajanlarına takılıp II. Abdülhamid Han’a düşman kesilmiştir. M. Akif, bu büyük dâhi siyaset adamının en azılı düşmanı olmuştur. Onun gitmesi için her faaliyetin içinde bulunmuştur. Nitekim Kanuni Esasi ilan edildiği gün duygularını bir İslam seyyahı olan Abdurreşid İbrahim Efendi’nin ağzından şöyle terennüm etmişti:

Haydarâbad’a yetiştim ki, bütün Hindistan,

“Verdi Kânûn-i Esâsî’yi nihâyet Sultan!”

Diye birdenbire çalkandı. İnan, kâbil mi?

Hiç o binlerce havâtır kemirirken içimi,

Bir cılız “Belki!” nasıl hepsini tenkîl etsin?

Ansızın başladı beynimde ümîdin, ye’sin,

Doğduğumdan beri hiç görmediğim bir harbi…

O ne müdhiş halecanlardı, aman yâ Rabbi?

Verdi Kânûn-i Esâsî… Bu, çıkar rü’yâ mı?

Yok canım öyle değil: Milletin istirhâmı,

….

Gemi enginde iken bende de engindi hayâl;

Kevser içmiş sofunun hâline benzer bir hâl!

Ömrü haybetle Cehennem’de geçen hâne-harâb,

Verseler Cennet’i şaşkın gibi çekmez ya azâb;

Ben de rûhumdaki zulmetleri artık koğdum;

En büyük hasmım olan ye’si nihayet boğdum.

Bahr-i Umman’da henüz çalkanıyormuş tekne…

Attı hülyâ beni tâ Marmara sâhillerine!

Görüyordum, iki üç bin mil açıktan bakarak,

Şu sizin kapkara İstanbul’u kardan daha ak.

Parlıyor alnı uzaktan Ay’ın on dördü gibi;

……

Bu ne müdhiş azamet, oh, ne müdhiş dârât!

Sayısız mektep açılmış: Kadın, erkek okuyor;

İşliyor fabrikalar, yerli kumaşlar dokuyor.

Gece gündüz basıyor millete nâfi’ âsâr;

Âdetâ matba’alar bir uyumaz hizmetkâr.

Mülkü baştan başa imar edecek şirketler;

Halkın irşâdına hâdim yeni cemiyetler,

Durmayıp iş buluyor, gösteriyor, uğraşıyor;

Gemiler sâhile boydan boya servet taşıyor…

Eskisinden daha berbâd, iyileşmek ne gezer!

Evet Meşrutiyet ilan edilmiş ve kurtuluş günü gelmiştir. Sevinç doruktadır. Ancak beklenen şafak açmayacak ayın on dördü parlaklığı hiç görülemeyecektir. Nitekim aynı Akif üç gün geçmeden Yine Abdurreşid Efendi’nin ağzından yaşananları şöyle özetleyecektir:

Bir de İstanbul’a geldim ki: Bütün çarşı, Pazar

Naradan çalkanıyor! Öyle ya… Hürriyyet var!

Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş… Doğru:

Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.

Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;

Kafalar tütsülü hülyâ ile, gözler kızgın.

Sanki zincirdekiler hep boşanıp zincirden,

Yıkıvermiş de tımarhâneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehrin ahâlîsini takmış peşine;

Yedisinden tutarak tâ dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli;

En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.

Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük

Türlü adlarla çıkan nâ-mütenahi gazete

Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.

İt yetiştirmek için toprağı gâyet münbit

Bularak, fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it!

Şüphesiz yıktı o hülyâları meşhûdâtım…

Ama ben kendimi bir müddet için aldattım:

Galeyandır… Galeyan geldi mi kalmaz mantık…

Su bulanmazsa durulmaz…Hele sabret azıcık…

İyi, lâkin ne kadar beklemiş olsan, işler,

Eskisinden daha berbâd, iyileşmek ne gezer!

İstanbul’a sahip çıkalım!

Evet Mehmet Akif Ersoy bir müddet kendini aldatarak bekleyecek fakat o özlediği günler bir türlü görünmeyecektir. Zaten çok geçmeden de Trablusgarp’ta başlayarak kendi atalarının memleketi Arnavutluk ve ardından da sırasıyla bütün Balkanlar ve Ana vatan kan ve ateş içerisinde kalacaktır. Akif’in ömrü artık yanmak, yakılmak ve ağlamakla geçecektir. Meşhur Bülbül şiirinde:

Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin; 

Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin? 

O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun; 

Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.

Bugün bir yemyeşil vadi, yarın bir kıpkızıl gülşen,

Gezersin, hânümânın şen, için şen, kâinâtın şen.

…….

Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır? 

Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır? 

Hayır, mâtem senin hakkın değil… Mâtem benim hakkım:

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım! 

Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda; 

Bugün bir hânümansız serserîyim öz diyârımda! 

Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,

Serâpâ Garb’a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı! 

Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu,

Salâhaddîn-i Eyyûbî’lerin, Fâtih’lerin yurdu.

Ne zillettir ki: Nâkus inlesin beyninde Osmân’ın; 

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın! 

Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzî serâb olsun; 

O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun! 

…..

Yıkılmış hânümanlar yerde işkenceyle kıvransın; 

Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın! 

Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem…

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

Şimdi yüz yıl önce yüz yıl sonra diye düşünelim. Dün İngiltere’nin bugün ise ABD’nin Orta Doğu politikalarını karşılaştıralım. Komşu İslam devletlerinin düştüğü durumları ve 2013 yılından beri ülkemizin maruz kaldığı yıkıcı teşebbüsleri ve işgal planlarını atlamayalım. ABD’nin hemen sınır ötemize binlerce tırla taşıyarak yığdığı silahları müze için getirmediğinin farkında olalım. Doğu Akdeniz ve Hürmüz’deki harekâtlarına bakalım. Bu İstanbul seçimlerinin Batı’yı neden bu kadar ilgilendirdiğini, bizim ise onların merkezlerindeki yerel seçimlerin en son ne zaman yapıldığını ve kimin kazanıp kimin kaybettiğini bilip bilmediğimizi bir tefekkür edelim. Bölücülerin, terör örgütlerinin kimin yanında durduğunu asla gözden uzak tutmayalım. Dolayısıyla bu seçimin normal bir seçimden çok öte manalar taşıdığını tefekkür edelim. Yoksa derdimizi dökecek bülbül dahi bulamayız!

Akif’in hayatından iki kesit sunduğumuz veçhile onun tarihin önemine vurgu yaparken “Tarihten adam hisse kaparmış ne masal şey”, dediği gaflet hâline biz de düşmeyelim. “Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi” vecizesini ise asla hatırdan çıkarmayalım.

Yoksa, her şey çok güzel olacak derken, “Berbat oldu her şey, nasıl kurtuluruz bilmem” ağıtını yakmak durumunda kalabiliriz!

İstanbul’a sahip çıkalım!

TEFEKKÜR
Ehl-i butlânın sözün tercih eden âdem midir
Âdem ol isterse hasm olsun bütün âlem sana

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
21.06.2019
Türkiye Gazetesi

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/608539.aspx

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.