Bir ajan kavram: “İbrahimî Dinler!”

Türkiye 2013 yılından beri FETÖ örgütü ile amansız bir mücadele veriyor. Peki, gerçekte bu bir FETÖ mücadelesi midir? Yoksa onları piyon olarak kullanan Batı-Haçlı dünyasının projelerini durdurma mücadelesi midir?

Zira ABD, FETÖ eliyle kurdurduğu okullarda ne yazık ki gençlerimizi mankurt etmeyi başarmış ve aynı gençlerimizle bütün dünyadaki Müslümanlar üzerinde kendi misyonunu gerçekleştirmek üzere yelken açmıştı.

Bugün artık hepimizin bildiği üzere bu ana projenin adı “Dinlerarası Diyalog” idi… Bu okullarda CIA ajanlarının kol gezdiği bütün dünya istihbaratı tarafından biliniyordu. Ders veren yabancıların hepsi misyoner idi. Nitekim Rusya o zamanlar sırf bu sebeple FETÖ okullarına geçit vermemişti.

Dinlerarası Diyalog’un ana gayesi Müslümanlardaki cihad ruhunu ortadan kaldırmaktı. Dinlerin kardeşliği fikrini benimsetmekti. Gençlerimizi uyuşturmak, “emr-i bi’l-maruf, nehyi ani’l-münker” düsturunu ortadan kaldırmaktı.

Ne yazık ki yıllar içerisinde bunu başarmışlardı.

Artık üç dinin mensupları bir arada ilahiler okuyorlar, dualar ediyor, şarkılar dinliyorlardı.

Müslümanların gözü kapanmaya başlamıştı.

Aslında Haçlılar farklı söylemlerle asırlar önce Afrika’da bu usulü uygulamışlardı.

Nitekim bu projenin sonundaki acıklı hâli, yıllar sonra Kenya’nın Kurucu Devlet Başkanı Jomo Kenyatta şu çarpıcı sözlerle dile getirecekti:

“Misyonerler Afrika’ya geldiğinde onların ellerinde İncil bizim ise meralarımız, ormanlarımız, hayvanlarımız, madenlerimiz vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde ise topraklarımız, çiftliklerimiz ve maden işletmelerimiz vardı…”

Peki sadece ellerinde İncilleri ile mi kalmışlardı? Elbette hayır.

Batı Afrika artık işgal edilmişti. İnsanları köle edilmişti. Kendilerini insan yiyen yamyamlar olarak dünyaya tanıtmışlardı.

Hem de öyle tanıtılmıştı ki Afrika kıtası dışındaki Müslümanlar dahi bu algıya inanmıştı.

Nitekim Mehmet Akif Ersoy Çanakkale Şehitleri şiirinde “Kimi Hindu kimi yamyam kimi bilmem ne bela…” derken ne yazık ki bilinç altına işlenmiş bulunan batının “Afrikalı yamyam olur” algısının esiri olduğunu düşünemiyordu!..

İşte İncil’i ellerine verme sırası Orta Doğu’ya gelmişti. Türkiye böyle tehlikeli bir girdabın içerisine 1980 yılından itibaren hızla düşmeye başlamıştı.

Bunun bedelini 36 yıl sonra 15 Temmuz hadisesi ile ödedi. Şehitler ve yaralılar vermiş. Millet aylar boyunca sokakta nöbetler tutmuştu. Büyük tehlikenin eşiğinden son anda kurtulmuştu.

Artık milletimiz “Dinlerarası Diyalog” projesinin nasıl bir uyutmaca olduğunu anlamıştı.

O dönemde bu projenin en önemli argümanı ise “İbrahimî Dinler” tezi idi.

Ne hazindir ki son günlerde “İbrahimî Dinler” kavramı yeniden servis edilmeye başlandı. Bunlardan bir faaliyete de KADEM imza attı ve “İbrahimî Dinlerde Kadın” başlıklı bir kitapçık hazırlattı. Kitapta Prof. Dr. Salime Leyla Gürkan’ın “Yahudilikte Kadın”Prof. Dr. Ömer Faruk Harman’ın “Hristiyanlıkta Kadın” ve Doç. Dr. Mehmet Birekul’un “İslam’da Kadın” konusundaki çalışmaları dikkati çekiyordu.

KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu “Editörün Sunuşu” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, “Kadem olarak, toplumun kadına ve erkeğe yüklediği roller ile cinsiyete dair kalıp yargıların oluşmasında, dinî metinlerin yanlış yorumlanmasının önemli bir etkisi olduğu kanaatindeyiz. Bu sebeple ‘İbrahimî Dinlerde Kadın’ konusunu odağımıza alarak kadın algısının tarihî süreçte yaşadığı dönüşümü, üç dinin kadın tasavvurunu ve bu tasavvurun zaman içinde nasıl evrildiğini mukayeseli olarak bu kitapçıkta bir araya getirdik” ifadelerini kullanmıştı.

KADEM Başkanı “İbrahimî Dinler” kavramının FETÖ’nün en yaygın söylemi olduğunu bilmiyor muydu? Yahudilik ve Hristiyanlıkta kadını araştırmakla Müslüman milletimize neyi vereceklerdi? Kaldı ki “İslam’da Kadın” konulu yazı, kitabın en zayıf halkası olarak da dikkati çekiyordu.

Biz, bu noktada “İbrahimî Dinler” ne demek, bunun üzerinde duralım. Zira bu kavramı ve bunun ihtiva ettiği korkunç manayı milletimizin çok iyi bilmesi gerekmektedir…

Öncelikle şunu ifade edelim ki; “Dinlerarası Diyalog” ve “Ilımlı İslam” gibi “İbrahimî Dinler” tabiri de içimize sokulmaya çalışılan tam bir “ajan kavram”dır. Görünüşte ve ilk planda kulağa ve dimağa hoş gelen ve ne var bunda diyerek kabulleneceğimiz ifadelerdir.

Ancak yabancı ajanlar nasıl bizi bölmeye, parçalamaya, birliğimizi bozmaya çalışıyorlarsa ajan kavramlar da ihtiva ettiği manaya göre, dinimizi, tarihimizi, ahlakımızı bozmaya tahrif etmeye matuftur. Bizi dinimizden ve değerlerimizden uzaklaştırır.

İslam düşmanlarının korkunç tuzağı!

Batı’da “İbrahimî Dinler” kavramı ne zaman ve kim tarafından çıkarılmıştır ve maksadı nedir?

Bu kavramın fikrî çerçevesi Katolik Oryantalist Louis Massignon tarafından oluşturulmuştur. Güya dünya insanları arasında barışı egemen kılacak ve üç dine mensup insanları ortak bir noktada buluşturacaktır.

Bu düşünce, II. Vatikan Konsili ile Kilise tarafından resmîleştirilmiş ve olgunlaşma sürecine girmiştir. Artık “İbrahimî Dinler” kavramı, Dinlerarası Diyalog projesinin en önemli söylemi olmuştur. 1979 yılından itibaren akademik çevrelerce de kullanılmaya başlamıştır.

Nitekim Amerikan Din Akademisi’nde bu konuda sunulan bildiriler daha sonra “Trialogue of the Abrahamic Faiths (İbrahimî Dinlerin Diyalogu)” adıyla kitaplaştırılmıştır. Böylece 1980 yılından itibaren bizim yerli oryantalistlerin kullanımına hazır hâle getirilmişti.

Nitekim bu tarihten sonra bizim ilahiyatçılarımız bu kavramları kabul edilmiş gerçekler gibi hiç sansürsüz kullanacaklardır.

Batı’nın “İbrahimî Dinler” adlı projesini savunanlar, Müslümanlar için zehirli tuzağı göstermemektedir. Bir defa Müslümanların Yahudi ve Hristiyanlarla bir meselesi olamaz. Zira Müslümanlar tahrif edilmemiş bulunan Hazreti İsa ve Hazreti Musa’nın getirdiği dine ve kitaba iman etmektedirler.

Peki ya Hıristiyan ve Museviler?.. Onların bu ibareden maksatları Hazreti Muhammed’e gelen vahyi inkâr etmektir.

Kur’ân-ı kerimin Hazreti Muhammed tarafından uydurulduğunu ispat edebilmektir. Hristiyanlığı daha üstün göstermek maksadıyla İslâmiyet’in pek çok şeyi Hristiyanlıktan aldığını, dolayısıyla İslâmiyet’in Hristiyanlığa dayandığı tezini savunmaktır.

Günümüzde pek çok ilahiyat profesörünün bu tezleri pervasızca savunduğuna maalesef her gün şahit olmaktayız.

Oysa bütün bu hezeyanların ve “İbrahimî Dinler” safsatasına kapılanların cevabını, Allahü teala Kur’ân-ı kerimde vermektedir. Nitekim Âl-i İmran Sûresi’nin 64 ile 68’inci âyetleri bunun delilidir. Mealen:

“Ey ehl-i kitap! İbrâhim hakkında niçin çekişip duruyorsunuz? Oysa Tevrat da İncil de kesinlikle ondan sonra indirildi. Aklınız ermiyor mu? İşte siz böylesiniz; hadi hakkında bilginiz olan konuda tartıştınız, fakat hiç bilgi sahibi olmadığınız bir konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz. İbrahim ne Yahudi ne de Nasrani idi; bilâkis o, sapık inançlardan arınmış tek Allah’a inanıp boyun eğmiş birisiydi, müşriklerden de değildi. Doğrusu insanların İbrâhim’e en yakın olanı, ona tâbi olanlar, şu Peygamber (Hazreti Muhammed) ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur.”

Evet Kur’ân-ı kerimdeki bu ifadelere rağmen “İbrahimî Dinler” kavramını kullananlar acaba kendilerini hangi sıfatla anmaktadırlar. Bunlar kendilerini, -hâşâ- Cenâb-ı Hak’tan daha mı bilgili görmektedirler?

Yazımı Sayın Devlet Bahçeli Bey’in, Miraç kandili vesilesiyle attığı bir tweetindeki fevkalade tespiti ile noktalamak istiyorum:

“İbrahimî Dinler” propagandası, “Ilımlı İslam” safsatası, “Dinlerarası Diyalog” masalı, “İslamofobi” salgını, “biz kardeşiz” girizgâhıyla başlayıp yüce dinimize tuzak kurma hesapları bizim nazarımızda inanç haklarımıza kesif bir suikasttır… Diyorum ki, Allah indinde son din İslam’dır. Efendimiz, son Peygamberdir. Başkaca bir arayışa, bir yanda ayin düzenleyip diğer yanda İslam dünyasını istismar çabaları sonu ve sonucu olmayan bir çıkmaz sokaktır!..

Evet, dinimizi tahrip etmek milletimizi yok etmek üzere kurulan bu korkunç tuzağa karşı dikkatli olalım!..  

TEFEKKÜR 

Ayarlı değilse gözlüğünün merceği,

Ters görürsün dünyada her gerçeği

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

02.07.2021

Türkiye Gazetesi

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/619593.aspx

Print Friendly, PDF & Email

1 yorum

    • Elmas YILMAZ on 10 Temmuz 2021 at 10:37
    • Cevapla

    Sayın Hocam, Zaten ben KADEME anlam veremiyordum. Neye hizmet ettiği ile ilgili hep şüphelerim vardı.Neyden kimden şüphe etsem altından mutlaka bir şey çıkıyordu,bunun gibi. Fetoye gelince ya diyordum bu adamı Türkiye’ye davet ediyorlar da neden memleketine gelmiyor diye soru işareti vardı. Elimi kitabı almak için atıyordum elim geri geliyordu,sanki birşey varmış gibi alma diyordu.Aklimda hep onunla ilgili soru işaretleri vardı. Övemiyordum, Gönlüm hep vaktini bekle der gibiydi. Bekledim ve aklımdaki soru işaretlerinde haklı çıkmıştım.Allah’a hep şöyle dua ederdim yıllarca,Allah’ım benim helal kazancımı , Kızılaya Verdiğim kanımı, hainlere ,Devlet düşmanlarına nasıp etme. Şifasını dahi verme diye. Şükürler olsun nasıp etmedi. Etmesin de
    Saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.