Bülent Arınç nereye koşuyor? – 27.11.2020

Politika yani siyaset bir ince sanattır. Siyaseti bilmeyen kimseler idarecilik, yöneticilik yapamazlar. Özellikle de devleti idare edenlerin siyaseti mutlak iyi bilmesi gerekir. Bu bakımdan tarihte en fazla siyasetname türünde eserler kaleme alınmış bilhassa idareciler uyarılmak istenmiştir. Nitekim siyasetnamelerde devletin esas yürütücüsü olan hükümdarların, vezirlerin, defterdar vesair görevlilerin nasıl olması gerektiği en ince detayına kadar açıklanmıştır. Hükümdarlara lazım olan sıfatlar, dinî ve ahlaki görevleri, halkla olan ilişkisi, saltanatı fenaya götüren hâller belirtilmiştir. Bütün bunlardaki maksat devleti güçlü ve müreffeh kılmaktır.

Zira idarecilerin yanlış tarzı ve tavrı devleti yıkıma, milleti ise ölüme götürür. Osmanlıda da siyasetname türünde çok fazla eser kaleme alınmıştır. Belki de bu konuda en cılız dönem Cumhuriyet devri olmuştur. Zira Cumhuriyet döneminde siyaset, ülkeyi iyi yönetmek noktasında değil genelde hasmını mat etme hatta yok etme üzerine kurgulanmıştır.
Bu durum ise zamanla içeride çekişmeyi, boğuşmayı ve bölünmeyi getirmiştir. Dış dünyanın bilhassa egemen güçlerin eli bu politikadan istifade ile hep içimizde olmuştur.
Dolayısıyla bu nevi siyasetten devletimiz büyük zarar görmüştür ve görmektedir.
Bugün bu perişanlığı daha iyi görmekte ve anlamaktayız. Ülkemiz bir taraftan dünyada büyük bir prestij elde etmekte dünya siyasetinde söz sahibi olmakta ise de diğer taraftan içeride yaşanan karışık ortam geleceğimizi belirsiz hâle getirmektedir.
Bu konuda maalesef Bülent Arınç Bey son temsilci olmuştur.
Aslında son beş senelik gelişmelerden ders almamak nasıl bir gaflet nasıl bir değerlendirmektir? Akıl tutuluyor gerçekten.
Zira 2010 yılında itibaren FETÖ belası bu ülkeyi dalga dalga sardı. Sonunda işgal noktasına kadar vardı.
2016’ya kadar Bülent Arınç hep Cumhurbaşkanı’mıza tavır içerisinde idi. Dershaneler meselesi, Gezi olayları vukuunda ve şike davasındaki duruşunu unutmayınız.
15 Temmuz işgal girişiminden sonra “Ben ahmakmışım” cümlesi tarihe kazındı.
O zaman kendisine “Bülent Bey hep ahmaktın” diye yazmıştım. Zira FETÖ’nün evvelce de rahmetli Erbakan hükûmetine karşı düşmanca tavrı, dinî ve devleti yıkım projeleri o kadar açık idi ki görmemek için ancak ahmak olmak gerekliydi.
Peki, bu cümlenin sonrasında ne gelmeliydi? Kendisinden ne beklerdik? Sayın Cumhurbaşkanı’mıza tam destek değil mi?
Ne yazık ki o hep bir fitne unsuru gibi hareket etti. Melih Gökçek’le tartışmaları Cumhurbaşkanı’na mesafeli tutumu, KHK’lılara sahip çıkışı ile her defasında milletin büyük tepkisini çekti. Bu esnada yeni parti kuruluşları sebebiyle Sayın Cumhurbaşkanı’mız kendisini Yüksek İstişare Kuruluna atamış ve yanına almıştı. Oğlunu da son seçimde meclise taşımıştı.
“Vermeyince mabud,
Neylesin Sultan Mahmud”.
Bütün bu vefaya ülkenin yaşadığı badirelere rağmen Arınç’ın vardığı son nokta yaraya tuz biber ekti. Sözleri milletin yüreğini dağladı.
Ayinesi iştir kişinin!
Bülent Arınç’ın bu yürüyüşü ve politik tavrını artık normal bir kişinin gelgitleri olarak görmeyelim. Bu çıkış ortak bir aklın ürünü olarak devam etmektedir.
Bugün gizli fitneci nice TV kanalında “Arınç milletten böyle bir tepkiyi beklemiyordu. Böyle olacağını bilse konuşmazdı” vari güzellemeler yapılmaktadır.
Arınç gibi ne söylediğini bilen, hem hukukçu hem de ülkemizin en iyi hatiplerinden yılların siyasetçisinin şu sözlerini rasgele ifadeler olarak görmek mümkün müdür?
Osman Kavala hakkında açıklamalarda bulunurken: “Ben iddianameyi okudum. Hâlâ tutuklu kalmasına hayret ediyorum. Tahliye edilmesi lazım. Bu iddianameleri okuduğumda çocuk bile yazmaz bunu dedim, cübbeyi bile giyesim gelmişti. Çıkması lazım” derken Demirtaş için de şu ifadeleri kullanmıştı:
“Demirtaş 3-4 yıldır tutuklu. Tutukluluk cezaya dönüşmemeli. Demirtaş ile bizim 1-2 görüşmemiz oldu. Cezaevlerinde isyanlar, açlık grevleri olmuştu. Selahattin Demirtaş’ı tanımak veya onu yargılamak için onun yazdığı ‘Devran’ isminde kitap var. Ne olur onu alıp okuyun. Ben korona süreci içinde bunu okudum. Belki Selahattin Demirtaş hakkındaki kanaatinizi değiştirmeyeceksiniz ama ve Kürtler ve Kürtlerin yaşadığı travmalar üzerinde kafanızda çok şeyler değişecek. Demirtaş’ın da tahliyesi olabilir”.
Arınç, merhum Ziya Paşa’nın şu beytini hiç işitmedi mi acaba?
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Bir kişi adam öldürdüğünde, ırza namusa musallat olduğunda ve daha nice hatalara düştüğünde hâkim ve savcılar o adamın kitaplarına mı bakıyorlar acaba?
“Güzel kitapları varmış” deyip kendilerini dışarı salıp, onları okumamızı mı tavsiye diyorlar?
Elinde binlerce insanın kanı bulunan, bir milleti tehdit eden, bölücülük faaliyetlerinde bulunan birisini, milletin gözünün içine baka baka aklamaya çalışmak nasıl bir politika ve nasıl bir zihniyettir?
Milletin büyük üzüntüsüne duyarsız kalmayan Sayın Cumhurbaşkanı’mız kendisini en sert bir ifade ile uyarırken bu hareketin “fitnecilik” olduğunu açıkça belirtti. Şöyle ki:
“Son günlerde bizimle asla ilgisi olmayan, kimi bireysel açıklamalar ile reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz… Velev ki geçmişte birlikte çalışmış olsak bile hiç kimsenin şahsi ifadeleri Cumhurbaşkanı, hükûmetimizle, partimizle ilişkili hâle getirilemez. Bizim nerede durduğumuz, nereye gittiğimiz bellidir. Bizim ne dediğimiz, nerede durduğumuz, nereye gittiğimiz bellidir ve istikametimizde en küçük bir değişiklik yoktur”.
Arınç ise bu yerinde ifadeleri, “rencide oldum” diyerek cevapladı ve YİK üyeliğinden istifa etti.
Peki kendi konuşmalarını önüne alıp bir kez daha okusa ardından kırk yıldır kökü dışarıda terörist grupların gerek Türk gerek Kürtlerden binlerce şehidimizi ve onların yakınlarını gözünün önüne getirse ne düşünürdü acaba? 15 Temmuz şehitlerini ne çabuk unuttu da Kavala’ya üzülür hâle geldi?
Millet rencide olmak bir yana kahroldu. Arınç’ın bu ifadeleri asla milletin hafızasından silinmeyecektir.
Arınç, YİK’ten çıksa dahi bundan sonra da yıkıcı politikasını devam ettirecektir. Şurası muhakkak ki 2010 yılından sonra bazı siyasetçiler kendileri olmaktan çıkmışlar ve sanki bir ortak aklın kurgulaması ile hareket etmektedirler.
Bu ortak akıl Davutoğlu ve Babacan’a parti kurdurmakta Gül’ü bir abi gibi dışarıda, Arınç’ı ise bir fitne unsuru gibi içeride tutmaktadır.
Arınç’ın bu fitneci tavrı Cumhur İttifakı’nı zayıflatmak ve birliği bozmaktan başka hiçbir mana taşımamaktadır. Zira şu anda Türkiye’nin dışta ve içte başarısının en büyük amili bu birliktelik ve ittifaktır.
Sultan II. Abdülhamid Han tamamen yalnız kaldığında sadece onu değil Osmanlıyı yediler.
Sayın Cumhurbaşkanı’mız bu gidişatı iyi görmekte hamlelerini ona göre yapmaktadır. Millete, ailesine, dostlarına ve aklı başında siyasetçilere düşen büyük oyunun kurgularını bilmektir, hilelerini sezebilmektir. Hakkıyla değerlendirip ona göre hareket etmekten geçmektedir. Gün benlik zamanı değil, devlet ve millet birlikteliği vaktidir.
Geleceğimiz bu sağduyulu siyasete ve hareketlere bağlıdır.
TEFEKKÜR
Medâr-ı riyaset siyaset durur
Siyaset olursa riyâset durur
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
27.11.2020
Türkiye Gazetesi
Print Friendly, PDF & Email

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.