Fetih – 18.10.2019

Türk ordusu Suriye’ye yeni bir harekât başlattı. Beraberinde hem içeride hem de dışarıda tartışmalar da başladı.

Bu tartışma alanlarından biri de “Fetih” kelimesinin kullanılmasıydı. Aslında harekâtın adında ve devlet büyüklerinin ağzından böyle bir kelime vaki olmadı. Barış Pınarı Harekâtı adı verilen bu yeni teşebbüsün, isminden de anlaşılacağı üzere bölgeye huzur ve mutluluk getirme maksadını taşıdığı ifade ediliyordu.

Sosyal medyada bu durum genelde fetih hareketi olarak açıklandı. Bazıları bu ifadeden fazlasıyla rahatsız oldu. TV’lerde bu rahatsızlıklarını uzun uzun beyan ettiler.

Ancak aynı kişiler nedense işgal kelimesini kullananlardan hiç rahatsızlık duymadılar. Avrupa’nın, ABD’nin Türkiye aleyhindeki sözlerinden ve saldırgan tutumlarından endişe etmediler.

Sanki, “Ne duruyorsunuz” ve “Ne bekliyorsunuz!” der gibiydiler.

Etimoloji bilgimiz o kadar zayıfladı ki hangi kelimenin hangi manalara geldiği nerelerde kullanıldığı tamamıyla unutuldu.

Dilimiz çorak bir araziye dönüştürüldü.

“Düşmanıyım asaletin kelimelerde bile” diyen zihniyet mensupları, fetih kelimesinin yerine işgali koyabilseler çok ferahlayacaklar. Maalesef bunu bazı safdiller veya birilerine hoş görünmek isteyen gafiller de hiç anlamıyor ve hatta kullanmayı da marifet zannediyorlar. Oysa bu iki kelime doğu ile batı, adalet ile zulüm kadar birbirine zıttır.

Fetih kelimesi Arapça Feteha kelimesinden neş’et eder. Biz Arapça Feteha’yı kullanmadık ise de bu kelimeden kaynaklı onlarca kelimeyi dilimize kazandırdık, benimsedik, kullandık ve hâlâ da kullanmaya devam ediyoruz.

Öncelikle, fetih kelimesini sadece “birinin ülkesini zorla ele geçirmek” şeklinde anlayanlara kelimenin hangi manalara geldiğini beyan edelim.

Fetih kelimesi açma, açılma, başlama, zapt etme, ele geçirme, yol gösterme manalarını taşımaktadır.

Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Birinin gönlündeki gam ve kederi giderip onu sevince gark etmek de fetihtir. Garibin gönlünü fethetti gibi.

Şimdi de bu kelimeden çıkarılan ve çok kullandığımız kelimelere göz atalım.

Fâtih: Fetheden bir ülkeyi alan.

Ne saadet bu taraflarda her ülfetten uzak
Vatanın fâtihi cedlerle beraber yaşamak

Öte yandan İstanbul’u fethettiği için Osmanlı Padişahı II. Mehmed’in lakabı “Fâtih” olmuş ve Türk milletinin en fazla kullandığı isimlerden biri hâline gelmiştir.

Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın,
Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

Ya Müfettihu’l ebvab!

Fâtihü’l-Ebvab ise “kapıları açan”dır. Genelde Allahü teâlâ için kullanılmaktadır.

Bir kapı bağlarsa açan bin kapı,
Fatihü’l-ebvab’dır Allah, efendi.

Müfettihu’l-ebvâb kelimesi de aynı manadadır. Nitekim şu dua Müslümanların dilinden düşmezdi. Topkapı Sarayı’nın kapılarında ve nice hat levhalarında görülmektedir

“Ya Müfettihu’l ebvab/İftah lena hayru’l bab” (Ey bütün kapıların açıcısı (Allahım). Bize de hayırlı kapılar aç…)

Nitekim Fatih Sultan Mehmed son hücum gününde ordusunu İstanbul surları üzerine sevk ederken Akşemseddin Hazretleri çadırında “Ya Müfettihü’l-ebvab” diyerek gözyaşı döküyor, dua ediyordu.

Ünlü şairimiz Yahya Kemal ise İstanbul’u fetheden yeniçeriye gazelinde Türk ordusunu, kapıları İslam’a açan yiğitler olarak tavsif etmekteydi. Şöyle ki:

Ey leşker-i müfettihü’l-ebvâb vur bugün,
Feth-i mübîni zâmin o tebşir aşkına…
Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar,
Fecr-i hücûm içindeki tekbir aşkına…
Yâ Settâr, Yâ Cebbâr, Yâ Gaffâr, Yâ Allâh…

(Ey kapıları açan ordu, vur bugün; O apaçık fethi haber veren müjde aşkına! Son gücünle vur ki açılsın bu surlar, Şafak hücumunda duyulan tekbir aşkına!..)

Miftah kelimesi de fetahadan türetilen günümüzde unutulmaya yüz tutan kelimelerdendir. Bir şeyi açan şey yani anahtar manasınadır.

İşte budur miftah-ı genc-i kadim,
Bismillahirrahmanirrahim.

Besmele, ebedî ve ezelî saadetin anahtarıdır. Hiç elinden gitmeyecek, çıkmayacak hazinelere onunla kavuşursun. O, Bismillahirrahmanirrahim demektir. Her işine onunla başla.

Nef’î de bir gazelinde kelimeyi şöyle kullanmaktadır:

Girdi miftâh-ı der-i genc-i maâni elime,
Âleme bezl-i güher eylesem itlâf değil.

(Mana hazinelerinin anahtarını elime almışım/Bu hazineden âleme mücevherler saçsam ne ziyanı var…)

Aynı kökenden gelen Fatiha kelimesi de başlangıç, giriş demektir. Kur’ân-ı kerimin ilk suresine verilen isimdir. Kur’ân-ı kerimin başlangıcı olmuştur. Mehmet Akif Ersoy şehitlerimize Fatihalar okunmasını isterken şöyle demektedir:

Gök kubbenin altında yatar al kan içinde,
Ey yolcu şu topraklar için can veren erler.
Hakkın bu veli kulları taş türbeye girmez,
Gufrana bürünmüş yalnız Fatiha bekler.

Namaza girişte alınan tekbire de iftitah tekbiri denilmektedir…

İçeriden işgal olunmak!

Fetih ve emsali kelimelerde güzellikler vardır. Mutluluk barış vardır. İyi, güzel ve faydalı işlere başlamak vardır.

Bu bakımdan Barış Pınarı Harekâtı, düşmanın sınırımıza yığdığı korkunç silah ve terörist yığınağını mahveden girişimin bitirilmesine yol açtığı için yeni bir fetihtir. Oradaki insanların terörist yapılıp hayatlarının mahvolmasının önünü kestiği için fetihtir. Vatanından yurdundan olmuş Suriyeli kardeşlerimize inşallah yurt ve vatan kapısını açtığı için fetihtir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul önüne geldiğinde Bizans, Roma’dan yardım istemişti. Roma ise “Katolik olursanız yardım ederiz” cevabını verdiğinde Bizans’ın ikinci adamı Lukas Notaras; “İstanbul’da Katolik şapkası görmektense Türk sarığını tercih ederiz” cevabını göndermişti.

İşte Türk sarığı fethi, Katolik şapkası ise işgali temsil eder. İşgalde sömürü, katliam, zulüm, perişanlık bulunmaktadır. İşgalciler fethin manasından gafil olduklarından ihtiva ettiği manaları da anlayamazlar. Cahilin âlimi bilip anlayamadığı gibi.

Âlim ise cahili iyi bilir. Zira evvelce o sıfatı taşımıştır. Dolayısıyla Batı’nın, İslam dünyasını, Türk’ün fetihteki gayesini bilmemesi normaldir. İslam’ın o güzel değerlerine yabancıdır, tanışmamıştır. Ya içerideki bir kısım cahillere ne demek düşer. Görmüyorlar mı bilmiyorlar mı, duymadılar mı?

Bu itibarla tarih elzemdir.

Millî Eğitim bakanımız duymasa da, okumasa da, görmese de ben her vesile geldiğinde TARİH diyeceğim. Tarihi, tasavvuf edebiyatını seçmeli yapma; tarihe değer ver; tarihimi, âlimlerimi, velilerimi gençlerime öğret diyeceğim! Sadece şu son harekâtta dahi dünyanın üzerimize nasıl geldiğini, neler söylediğini, bizi karalamak uğruna ne tür gayret gösterdiğini ve ne iftiralar attığını gör. Gör ve bari içeride nesillerine sahip çık!

Nesiller elden giderse o zaman düşmana hacet kalmaz. İçeriden işgal eder ve işini bitirirler!..

TEFEKKÜR
Ârif isen bir gül yeter kokmağa
Câhil isen gir bahçeye yıkmağa

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
18.10.2019
Türkiye Gazetesi

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/610312.aspx

1 yorum

    • Mehmet ali sivri on 19 Ekim 2019 at 19:39
    • Cevapla

    Hocam benim bir izdirabim var ben tarih öģretmeniyim.tarihin amaclarindan biri atalarini iyi tanimasidir.yanliz ders kitaplari osmanli ve tarihimizi sanki bazi padisahlari kotuledikce kotulemis.oysa biz biliyoruz ki osmanli devleti fakirlessede tagsisler olsada sistemleri bozùlsada tazminat ve mesrutiyete kadar islam cizgisinden ayrilmamis toplum da bozulma olmamistir.bozukluk gayri muslimlerdedir.benim izdirabim su gelecek nesillere dogru bir tarihi birakmamizdir.neden duraklama padisahlarini silmeye gerilemedekileri yok etmeye calisiyoruz.5 padisahi cikartip 30 tanesini tarihe gomuyoruz.ben yeniden osmanli tarihine yeni bir perspektifle bakilmasini istiyorum

Mehmet ali sivri için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.