I. Abdülhamid Han’ın Şahsiyeti

20 Mart 1725 Salı günü İstanbul’daki Karaağaç yazlık sarayında dünyaya geldi. Babası III. Ahmed Han, annesi Rabia Şermi Kadınefendi idi. Abdülhamid adı verilen şehzâdenin doğumu münase­betiyle diğer hanedan üyeleri gibi özel kutlamalar yapıldı.

Şehzade Abdülhamid, Patrona Halil İsyanı neticesinde tahttan feragat etme zorunda bırakılan babası ve diğer kardeşleri ile bir­likte 1 Ekim 1730’da Şimşirlik Dairesine çekildiler. Bu sırada beş yaşında bulunuyordu.

Yedi yaşına geldiğinde annesini, on bir yaşını henüz geçtiğinde ise babasını kaybetti. Böylece şehzade henüz ergenlik yaşına girmeden hem öksüz hem de yetim kaldı.

Şehzade Abdülhamid’in Şimşirlik Dairesinde geçen günlerine dair bilgiler fazla değildir. Onun bu sırada özellikle Kur’ân-ı Kerîm okumak, kitap istinsah etmek ve üzerinde düşünmek ile mükemmel bir biçimde ok ve yay yapmakla meşgul olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.

Ekberiyet esasına göre işleyen Osmanlı saltanat usulüne bakılırsa Şehzade Abdülhamid’e taht yolu neredeyse kapalı sayılırdı. An­cak ağabeylerinden Şehzade Mehmed’in 1756, Şehzade Numan’ın 1764 ve Şehzade Bayezid’in 1771’deki vefatları onu bir anda veliaht şehzade konumuna getirdi.

Sultan I. Abdülhamid, gerek tebaasının gerekse diğer memleket­lerdeki Müslümanların huzur ve refahı için olağanüstü gayret gös­teren ve elinden gelen her türlü çabayı sarf eden biri olarak tanınır. Padişah, İsmail seraskerinin cephedeki olumsuzlukları belirten raporunu gözyaşıyla kıraat ettiğini, zafer için yapılan dualarda da aynı halde olduğunu yazmaktaydı.

Özi Kalesi’nin durumuyla ilgili haberleri nasıl beklediğini şöyle belirtmişti, “Benim ne gecem ne gündüzüm malum değildir. Gece gündüz gözlerim yoldadır. Alim Allah üçte yattım. Saat altıdan berü bîmarım. Rahat mutasavver değildir.”

Öte yandan Rusların Kırım halkına yaptığı zulüm, Hotin ve Özi’nin düşmesi münasebetiyle bizzat kaleme aldığı hatt-ı hümâyunda dile getirdiği şu sözleri de onun duygusal yönü kadar vatan millet aşkının en bariz göstergesidir, “Özi’nin düştüğü takriri alimallah beni yeniden kederlendirdi. Bu kadar Müslüman erkek, kadın, küçük ve büyüğün kâfir elinde kalması beni mahzun eyledi. Yâ Rabb! Senden niyaz-ı âcizânem, adı geçen kaleyi, düşman elinden kurtarıp tekrar Müslümanların eline geçtiğini bana göstermendir.”

Gerçekten de Ruslar, bu katliam sırasında ihtiyar, kadın, çocuk tanımamışlar, vahşice yakıp yıkmışlar, insanlığın yüz karası olacak bir alçaklıkla, canlı-cansız her şeyi mahvetmişlerdi.

Dinî vecibelerini yerine getirmekte oldukça hassas olduğu bilinen I. Abdülhamid Han, Peygamber Efendimiz ve Ehl-i Beyt’ini çok severdi. Bunun için Mekke ve Medine’ye hizmette özel bir itina gös­termiştir. Hicaz bölgesinde yaşayanlara hususi imtiyazlar vermişti. Haremeyn-i Şerifeyn’e (Mekke ve Medine) hizmeti gaye edinmişti.

Sultan I. Abdülhamid İstanbul’da sık sık tebdil gezilerinde bulu­nur ve şehirdeki bütün gelişmelerle yakından ilgilenirdi. İstanbul’da meydana gelen yangınlarda hemen her zaman bizzat başında dura­rak söndürme faaliyetlerine nezaret etmişti. Özellikle 1782 yılındaki iki büyük yangın Suriçi’nde büyük tahribat yapmış, on beş yirmi bin hâne çevre şehirlerde ve Boğaziçi’nde iskân edilmişti.

Padişah en önemli iaşe maddeleri olan ekmek, et, yağ ve mumla ilgili kontrollerini devamlı ve aksatmadan sürdürürdü.

Padişahın dış politikada değişmeyen gündemi Kırım olacaktı. Saltanatının başında kerhen kabul ettiği Küçük Kaynarca Muahedesi maddelerinin olumlu manada değiştirilmesi ve sürüncemede bıra­kılarak uygulanmamasına yönelik bir dış siyaset takip etmiştir. Öte yandan Kırım’ın kaybı üzerine Kafkasya’ya yönelik önemli adımlar atacak ve bu bölgedeki Çerkezlerin İslâmiyet’i seçmelerinde büyük rol oynayacaktır.

I. Abdülhamid Han, ilim tahsili yaptığı gibi aynı zamanda edebi­yatla da yakından ilgilenirdi. 1777 senesinde kaleme aldığı Arapça kasidesi Ravza-i Mutahhara’nın, Hazreti Peygamber’in nurlandır-dığı odanın (hücrenin) duvarlarına yazılmıştır. Bundan dolayı bu kaside “el-Kasîdetü’l-Hucriyye – Hücre Kasidesi” olarak anılmıştır. Uzun Süre Mekke ve Medine’de kalmış ve Miratul-Haremeyn adıyla Mekke ve Medine’nin o zamanki tarihini konu alan bir eser yazan Eyüp Sabri’nin verdiği bilgilere göre, bu kaside Hücre-i Saadet’in kıble duvarına sağ taraftan başlayarak nakşedilmiştir.

“Efendim! Ey Allah’ın Resulü! Tutuver elimden” diyerek başla­yan bu kaside padişahın, Peygamber Efendimiz “sallallâhü aleyhi ve selleme” olan sevgi ve özlemini içermektedir.

EL-KASÎDETÜ’L-HUCRİYYE – HÜCRE KASİDESİ
Yâ Rasûlallâh!
Efendim! Tutuver elimden
Senden başka kimsem yok, meyledemem başkasına
Bütün kâinatta hidayet nuru Sensin
Ey güvenilenlerin en hayırlısı, cömertliğin sırrısın
Hakikattir, bütün varlıkların imdadı Sensin
Allah için insanların yol göstericisi ve hatalara set çekicisin
Ey hamd makamında (Makâm-ı Mahmudda) bulunmaya layık olan Efendim,
Tek, eşsiz, doğurulmamış ve doğmamış olan Rabbimin huzu­runda
Ey iki parmağından fışkırarak nehirler akan
Ordulara yardım ederek susuzluğunu gideren
Beni korkuya düşüren bir zarara uğradığımda
“Ey Efendiler Efendisi, ey sığınağım!” diye seslenirim sana
Hatalarımdan dolayı benim için Rahmana şefaatçi olmanı
Hayal bile edemeyeceğim bir şekilde bana ihsanda bulunmanı
Daima ve ebediyyen memnuniyet nazarıyla bakmanı
Her zaman lütufta bulunarak kusurlarımı gizlemeni niyaz edi­yorum
Beni de içine alan o bağışlayıcılığınla şefkat eylemeni istiyorum
Çünkü benim Zatından başka bir Efendim yok
Öyle bir seçilmiş zata tevessül ediyorum ki
O, Vâhid ve Ehâd’in sırrı, semalara yükselenlerin en üstünüdür.
O, Güzel’in yaratıcısı, güzelliğin Rabbi olan Allahü Teâlâdır.
Varlıklar içinde O, güzel gibi bir güzel bulamadım.
Odur mahlûkatın en hayırlısı, peygamberlerin zirvesi.
Halk içindeki en değerli hazine ve onları doğru yola iletendir.
Onunla (Rabbime) sığınıyorum, umulur ki Allah’ım beni bağışlar
İşte benim inancım ve itikadım budur!
Ömrüm sürdükçe O’nu medhetmeye şevkim hiç bitmeyecek.
Arşın Rabbi katında benim dayanağım O’nun muhabbetidir.
En güzel salât ona olsun ve bu ebediyyen devam etsin.
Selâm ile birlikte, hem de sınırsız ve sayısızca
Selam olsun şeref sahibi Âline ve ashabına da
Ki onlar müsamaha denizi, cömertlik ve yardım ehlidirler.

Kaynak: Kayı VIII Sayfa 193-197

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.