İbrahim Han’ın Şahsiyeti – Prof. Dr. AHMET ŞİMŞİRGİL

İbrahim Han’ın Şahsiyeti

İbrahim.Hanİbrahim Han Osmanlı padişahlarının on sekizincisi olup seksen üçüncü İslam halifesidir. Bu isimli tek Osmanlı padişahıdır. Sultan I. Ahmed Han‘ın oğlu olup 5 Kasım 1615 Perşembe günü Mahpeyker (Kösem) Sultandan doğdu. Sarayda iyi bir tahsil gördü. Ancak babasının vefatından sonra özellikle ağabeyi IV. Murad Han‘ın saltanatı sırasında korkulu bir hayat sürdü. Zira kardeşleri Bayezid, Süleyman ve Kasım, IV. Murad Han tarafından öldürülmüşlerdi. Kendisinin de bir gün öldürüleceği korkusu onun sinirlerini yıpratmıştır. Aklî dengesinde bozukluklar meydana getirmiştir.

9 Şubat 1640 tarihinde IV. Murad Han’ın ölümü üzerine tahta çıktı. Tahta çıktığında henüz yirmi beş yaşındaydı. Ağabeyi Sultan IV. Murad’ın ölümünde, hayatta kalan tek Osmanlı şehzadesiydi.

Naima, Sultan İbrahim’i vücut ve simaca IV. Murad Han’a benzetmektedir. “Heybetli, güzel yüzlü bir devletlû idi. Aceleci olup, hızlı kızlı konuşurdu. Herhangi bir iş için acele edip, derhal yapılmasını ister, gecikme ve ihtiyat bilmezdi. Fevkalade cömert olduklarından para dağıtmakta o kadar ileri gittiler ki, bütün yakınları ve onlara ilk yaklaşanlar fukaralık ve ihtiyaçlıktan kurtulmuşlar idi,” diyerek anlatır.

Solakzade’ye göre “Münevver yüzlü, iri siyah gözlü, orta boylu, yassı burunlu,” idi.

Mehmed Halife de Sultan İbrahim’i gayet heybetli, şevketli, boylu poslu, cömert bir kimse olarak anlatır. Saltanatı süresince hazineyi açıp, seçkinlere, halka herkese bol bol ihsanda bulunduğunu aktarır.

Devlet işleri ile ilgili olarak ise Sultan İbrahim’in başkalarının etkisi altında kaldığını, memleket İşleri ile kendisinin uğraşmadığını Cinci Hoca, Şekerpare Kadın gibilerin ona yaklaşarak nüfuz elde ettiklerini, bu sayede büyük rüşvetler yiyip devlet görevlilerini kendi hizmetlerinde kullandıklarını anlatır.

Kaynakların da ifade ettiği gibi Sultan İbrahim, çok cömert ve lütufkâr olup fakirlere, acizlere çok ihsanlarda bulunurdu. Devrinde maliye düzeltilip milletin kıtlık çekmemesi ve israfın önlenmesi için fermanlar çıkarıldı. Padişah divan müzakereleri ile çok alakadar oldu. Aynı hassasiyetle idareciler ve eyaletler üzerinde de durdu. Eyaletlerden haber alamamaktan büyük üzüntü duyardı. Her olan bitenden doğru olarak haber almak isterdi. Bu suretle sadrazamın kendiliğinden bir iş yapmasına asla müsaade etmezdi. Eyaletlerin maddi durumunun tespiti, beylerin zalim olmamasına, halka zulüm yapılmamasına, çok dikkat ederdi. İdarecilerin bulundukları yerlerden ayrılmalarını arzu etmezdi. Tayin edilen paşaların derhal oraya gidip göreve başlamasını isterdi.

Halka zulüm yapan ister idareci, ister halktan olsun, onunla mücadele eder, ortadan kaldırılmasına kadar giderdi. Eşkıya denilen kimse ve maiyetlerinin durumunu takip eder, gerekli tedbirlerin alınması için emirler verirdi. Bu hususta hiç müsamaha göstermezdi.

Sık sık tebdil-i kıyafetle halkın arasında dolaşır ve eksikliklere vâkıf olarak tedbirler düşünürdü. Bir gün yine tebdil-i kıyafetle İstanbul’da dolaşıyordu. Halkın ekmek almak için fırın önünde kuyruk olduğunu görünce, saraya döner dönmez sadrazama, “Sen ki lalamsın, İstanbul’da tebdil-i kıyafet gezerken fırın önünde ekmek almak için bekleyenler gördüm, Tebaa-i şahanemden hiçbirisinin ekmek almak için bir dakika dahi beklemesine rıza-yı şahanem yoktur. Bir hoşça mukayyed olasın… Ve illa başın keserim,” diye yazdı. Ertesi gün İstanbul’da ekmek kuyruğu diye bir durum kalmadı.

Kaynak: Kayı VI Sayfa 181-182

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.