II. Ahmed Han’ın Şahsiyeti

Ahmed.HanIISerasker Mısırlıoğlu, Sakız’ın fethinin müjdesini bizzat vermek için İstanbul’a koştu. Fakat asker düşman ile savaşırken Sakız’ın elden çıkmasının acısı ile üzüntüden hastalığı ağırlaşan Sultan II. Ahmed Han, 6 Şubat 1695 tarihinde Sakız’ın fetih haberini alamadan, elli iki yaşında iken Edirne’de hayata gözlerini yumdu. Ağabeyi II. Süleyman Han gibi günü gününe aynı olarak 3 yıl 7 ay 14 gün saltanat sürmüş ve aynı rahatsızlıktan (istiska/ödem) vefat etmiştir. Padişah’ın naaşı Edirne’den İstanbul’a getirilerek Kanuni Sultan Süleyman Han’ın türbesine defnedildi. Yerine yeğeni II. Mustafa Han tahta çıktı.

II. Ahmed Han Sultan İbrahim’in üçüncü oğludur. IV. Mehmed Han ile II. Süleyman Han’ın kardeşidir. 25 Şubat 1643’de Hatice Muazzez Valide Sultan’dan dünyaya geldi. Babasının hal’inden (1648) sonra biraderi Süleyman’la beraber uzun bir dönem kafes hayatı yaşamışlardır.

Ağabeyi II. Süleyman Han’ın vefatı üzerine 1691 Haziran’ında kırk dokuz yaşında hükümdar ilan edilmiştir. Tahta çıktığı zaman söylediği sözler, II. Ahmed Han’ın nasıl manevi bir mesuliyetle devlet reisliğini kabul ettiğini anlatmakta ve milletine hizmet duygusunun derinliğini göstermektedir.

Silahdar tarihi’nin kaydına göre Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa Padişahı “hüsn-i hal ve zühd ü takva ile mevsuf, her fende mahir, âlicenab bir kâmil-vücud” olarak nitelenmiştir. Bu ifadeler Sultan II. Ahmed’in uzun yıllar kafes hayatı yaşamış olmasına rağmen rahat bir hayat sürdüğünü, memleket meselelerini takip ettiğini ve ilim öğrenmekten geri kalmadığını göstermektedir. Nitekim o, Arapça ve Farsça’yı da çok iyi bilmekteydi.

Mizaç itibariyle hassas, hiddetli fakat son derece merhametli bir zattı. Saraydaki ileri gelen ağaların tesiri altında kalarak verdiği emirleri gerekirse anında değiştirirdi. Yaptığı herhangi bir hatayı düzeltmekten çekinmezdi.

Değerli adamları tanır ve iş başına getirir ise de herhangi bir tesir ile azlederdi. Ancak işlerin iyi gitmesine dikkat ederdi. Devlet işlerini, divan-ı hümayun müzakerelerini dinler ve hasta olduğu zamanlar da bile bunu takip ederdi. Haftada dört gün divan yapılması kanununu yeniden ihya etmişti.

Tebdil-i kıyafet ile halk arasında dolaşır, dertlerini sabırla dinler, çare bulunması için gerekli yerlere emirler verirdi. İslamiyet’e, Hicaz bölgesine ve seyyitlere hizmet hususunda derin bir mesuliyet hissi içinde hareket ederdi. Çoğu kez kararlarını halk arasında duydukları ve öğrendikleri bilgilerden sonra alırdı. Nitekim Çalık Ali Paşa’dan sadrazamlık mührünün alınıp Bozuklu Mustafa Paşa’ya verildiği şu hadise, Padişahın halkın değerlendirmelerine verdiği ehemmiyet kadar devlet adamlarının tavır ve şahsiyetlerini göstermesi bakımından da mühimdir.

II. Ahmed Han bir gün tebdil-i kıyafetle gezerken, ahalinin, vergilerden dolayı defterdardan şikâyet ettiğini işitmişti. Bu sebeple azlini Sadrazam olan Çalık Ali Paşa’ya bir kaç kere bildirmişti. Sadrazam, defterdar Canibi Ahmed Efendi’nin dürüst ve temiz bir kimse olmasını dikkate alarak, bu emri icra etmedi. Padişah bu hususu kendisinden sorunca, defterdarı müdafaa ederek; aleyhindeki sözlerin aslı olmadığını, kendi başına da iş görmediğini, sadaretin emrini icra ettiğini bildirdi. Padişah, emrini tutmayanın, kendisinin vekili olamayacağını bildirince, Sadrazam Çalık Ali Paşa, hürmet ve edeple mührü teslim etti. Bunun üzerine Padişah, Bozoklu Mustafa Paşa’yı sadarete tayin etmek istedi. Fakat Paşa, eski Veziriazam methederek, yerinde bırakılması ricasında bulununca II. Ahmed Han hiddetlenerek:

“Vallahü’l-azim ve billahi’l-kerim ikinizi de siyaset ederim.” itabında bulundu. Bunun üzerine Bozoklu Mustafa Paşa mühr-i hümayunu kabul etti (27 Mart 1693).

Padişah bundan sonra, merhametli ve hakşinas bir hükümdar olduğunu göstererek, eski sadrazamı çağırıp gönlünü almış ve “Paşa, bu işi kendine sen eyledin; hangi memleket valiliğini istersen sana ihsanımdur; muradın ne ise makbul-i hümayunumdur.” diye iltifatta bulunmuştur. Çalık Ali Paşa, mansıp ricasında olmadığını söyleyerek, tekaüt edilmesini isteyerek Mihaliç hassını talep etti. Bunun varidatının az olduğunu söyleyen halefine “Böyle sefer vaktinde ve hazine müzayakasında bu dahi çoktur, kanaat ederim.” cevabını verdi. Bu cevaplar Paşa’nın sahip olduğu hamiyet ve istikametinin en bariz delilleri olarak görülmekte; devletine ve milletine olan hudutsuz bağlılığını aksettirmektedir. Paşa bir müddet Bursa’da kalmış; sonra Kandiye muhafızlığına tayin edilmiş ve burada 1698 senesinde vefat etmiştir.

II. Ahmed Han, kısa süren saltanatı boyunca adil olmaya çalışmış, milletini memnun etmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştır. Gösterişten hoşlanmaz, sade giyinmeye özen gösterirdi. Uzun uzun düşündükten ve bilenlerle istişare ettikten sonra karar verirdi.

Sanatkârları korur, taltiflerde bulunarak daha iyiye ve güzele doğru yönlendirirdi. Kendisi de güzel yazı yazardı. Yazdığı Kur’an-ı kerimler ve çoğalttığı kitaplar vardır. Mekke’ye gönderdiği surre hediyeleri içerisinde padişahın kendi hattıyla yazdığı mükemmel tezhipli bir Kur’an’ı kerim de bulunurdu.

Şairlik tarafı da bulunan II. Ahmed Han, Ahmed mahlası ile yazardı. Bir şiirinde şöyle demektedir:

Sığındım ta ezelden ben Allah’a
O’dur zira baya, yoksula penah
Tevekkül üzre ol, her zaman Ahmed
Yardım etsin sana her yerde Allah!

II. Ahmed Han annesi Hatice Muazzez Sultan’a çok düşkündü. Annesini tahta çıkmadan dört sene evvel kaybetmişti. Vefatından itibaren annesinin ruhu için her yıl hatim indirtmiştir.

II. Ahmed Han’ın hanımı Rabia kadından Âsiye ve Âtike isimli iki kızı ile İbrahim ve Selim adında iki oğlu vardı.

Kaynak: Kayı VII Sayfa 73-76

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.