II. Süleyman Han’ın Şahsiyeti

Süleyman.HanIIİstanbul’a döndükten sonra yeniçeri ocağında düzenlemeler yapıp ordu noksanlarını tamamlayan Fazıl Mustafa Paşa, ikinci defa Macaristan’a gitmek için sefer hazırlıklarına girişti. Sefer mevsiminin gelmesi üzerine, 13 Mayıs 1691’de II. Süleyman Han’dan sancak-ı şerifi alıp, Davudpaşa sahrasına çıktı. II. Süleyman Han bu sırada ağır hasta olmasına rağmen, askere moral olur düşüncesiyle orduyla beraber Edirne’ye kadar gitti.

II. Süleyman Han, Fazıl Mustafa Paşa’nın 14 Haziran’da orduyla beraber ayrılmasından sekiz gün sonra, yıllardan beri muzdarip olduğu istiska (vücudun karın kısmında su toplanması) hastalığından 22 Haziran 1691’de vefat etti. Edirne’de teçhiz ve tekfini yapılarak İstanbul’a getirilerek Alay Köşkü’nde cenaze namazı kılındı. 24 Haziran günü Süleymaniye Camii’nde, ceddi Kanuni Sultan Süleyman Han’ın kabri yanına defnedildi.

II. Süleyman Han, dört seneye yakın (3 sene 7 ay 14 gün) hükümdarlıktan sonra, 51 yaşında vefat ederek yerine kardeşi II. Ahmed hükümdar olmuştur.

II. Süleyman Han, İbrahim Han’ın oğlu olup 15 Nisan 1642 tarihinde Saliha Dilaşub Valide Sultan’dan doğdu. Babası İbrahim Han vefat ettiğinde altı yaşındaydı. Sünnet töreni o sırada tahta çıkmış olan ağabeyi IV. Mehmed ile birlikte yapıldı (21 Ekim 1649).

IV. Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında büyük vâlide Kösem Sultan ile küçük vâlide Hatice Turhan Sultan arasındaki nüfuz mücadelesi sırasında adının taht için geçmesi üzerine kardeşleriyle birlikte sarayın Şimşirlik denilen özel bölümüne kapatıldı ve daha sıkı kontrol altında tutuldu. Ancak eğitimini devam ettirdi. Hususi hocalardan dersler aldı. Hattat Tokatlı Ahmed Efendi’den sülüs ve nesih hattını öğrendi. Sık sık IV. Mehmed’in çıktığı seferlere ve av partilerine götürüldü, zaman zaman da Edirne Sarayı’na nakledildi.

II. Süleyman Han, Silahtar Tarihi’nde şöyle anlatılmaktadır: Orta boylu, yassı bağırlı, şekil ve şemaili güzel, beyaz ve değirme çehreli, doğan burunlu, kara gözlü, siyah-gür sakallı ve biraz şişmanca idi. Vakur ve heybetli olup güzel ahlaklıydı. Hüsn-i muamele sahibiydi. Halim ve selimdi. Lisanı tatlı, dindar, kadirşinas ve cömert, hakka kail, adle mail bir padişahtı. Sırat-ı müstakime (doğru yol) salik olup beş vakit namaza ve sünneti seniyyeye uymaya titizdi.
Ömrünce hiçbir namazı terk etmemişti. Yanında lafza-ı Celal ve ism-i Resul aleyhisselam anıldığında derhal ayağa kalkması ve hürmette bulunması şiarı olmuştu.

Kullarından birisi bir şey talep etse, vermem, yoktur ve olmaz cevabı lisanlarından sadır olmamıştı. Maharetli bir hattat olup yazısı son derece güzeldi.

Cülusunda sadrazam Siyavuş Paşa’ya söylediği sözler, kendisinin devlet reisliği vazifesinde duyduğu büyük mesuliyet hissini yansıtıyordu.

Son derece duygusal olup cephelerden bozgun haberi gelince şiddetli gözyaşı ile hüngür hüngür ağlardı. Her işini devlet ricali ile istişare ile yapardı.

Ağır hasta olmasına rağmen askeri teşvik için sefer meşakkatini göze alır, ordu ile Sofya’ya kadar giderdi. Sancak-ı şerif huzurunda Cenab-ı Hakk’a dua ederek düşman karşısında ordularını hacil etmemesi için yalvarırdı.

Fevkalade bir mecliste Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa’nın değerini anlayarak sadarete getirmiş ve kötü gidişatı önlemeye muvaffak olmuştu. Hiç çocuğu olmamıştı. Memleket içerisinde imar faaliyetleri ile de ilgilenen Süleyman Han, Fener’de bir kule ve bir köşk ile İzmir’de bir cami inşa ettirdi.

Kaynak: Kayı VII Sayfa 50-52

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.