III. Osman Han’ın şahsiyeti

III. Osman Han bir süreden beri şirpençeden rahatsız bulu­nuyordu. Batılı kaynaklara göre ise uyluğundaki kurt urundan muztarip padişah, urun çıkarılması sebebiyle hastalanarak yatağa düşmüştü. 1757 yılı Ekim ayı başında rahatsızlığı gittikçe artan padişah, birkaç cuma selâmlığına güçlükle katılabildi. Saraya yakın oluşu sebebiyle Yeşil Kiremitli Mescid’i camiye çevrilerek hazırlandı. Ancak padişah 28 Ekim 1757 Cuma günü camiye gidemediği gibi iki gün sonra da (30 Ekim 1757) vefat etti.

Yeniçeri ağası, sekbanbaşı ve kul kethüdasının kontrol etmesin­den sonra yıkanan cenazesi Yûsufî/Selîmî kavuk, bir siyah sorguç ve birkaç parça Kâbe örtüsüyle beraber taşınarak Nuruosmaniye’deki türbesi yerine Yenicami’deki Turhan Vâlide Sultan Türbesine def­nedildi.

3 Ocak 1699’da Edirne Sarayı’nda doğan III. Osman’ın babası II. Mustafa Han, annesi Şehsuvar Vâlide Sultandır. Babasının Edirne Vakası sonucu (1703) tahttan indirilmesinin ardından Topkapı Sarayı’nda Şimşirlik Dairesi’ne gönderildiğinde henüz dört yaşın­daydı.

Buradaki diğer şehzadelerle birlikte 17 Nisan 1705 tarihinde gizlice sünnet edildi. III. Ahmed Han, şehzadelere özel bir ihti­mam gösteriyor ve yetişmelerine dikkat ediyordu. Aralık 1712’de Edirne’ye giderken şehzadeleri de yanında götürdü. Bunlar arasında III. Osman da bulunuyordu. Ayrıca daha sonra padişahın şehir içi ve dışındaki gezilerinde bulundu. Amcası III. Ahmed Han’ın tahtından indirilince ağabeyi I. Mahmud Han 1 Ekim 1730’da saltanata geçti.

Ağabeyinin cülusuyla birlikte III. Osman, tahtı bekleyen en büyük şehzâde oldu. O, saltanata geçeceği tarihe kadar vaktini bir yandan ilim, bir yandan da sanat faaliyetleriyle geçirdi. Din, edebiyat ve tıp kitaplarını okuyarak kendisini çok iyi bir şekilde yetiştirdi. Ayrıca marangozlukla da meşgul olup “pîştahta” adı verilen taşına­bilir küçük yazı masaları, çekmeceler yapması dışında fazla bilgiye ulaşılamamaktadır.

Vefatında 59 yaşında bulunan padişah, iki sene on buçuk ay sal­tanat sürmüştür. Kısa saltanat devri, içeride ve dışarıda sulh içinde geçmiş olmasına rağmen, sık sık çıkan büyük yangınlar, şiddetli soğuklar ve veba salgını, onun döneminin en önemli olaylarıydı.

Padişahın kişiliği üzerine devrinde yaşamış tarihçilerin görüş birliği içinde olduğu husus “teennî”sinin olmadığı yani acele ka­rar verdiği, rüşvet ve yalandan nefret ettiği şeklindedir. Ansızın karar veren ve daha sonra bundan üzüntü duyan bir kişiliğe sahip olduğu üzerinde durulur. Örnek vakalarıyla birlikte onun tutumlu olmaya, adaletle muamele etmeye ve halkın ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmeye çalıştığı aktarılır.

Sultan III. Osman, son derece dindar ve sahibü’l-hayâ bir şah­siyetti. Fakirlere, düşkünlere çok acıyıp, onlara karşı daima cömert ve şefkatli davranırdı. Tebdil-i kıyafetle İstanbul’da dolaşmayı severdi. Silahdar ve Devâtdar Ağa ile çıktığı tebdil gezilerinde çok defa ulema kıyafetini kullanırdı. Bu gezilerinde kendisini “Edirneli Osman Ağa” olarak tanıtırdı. Böylece halkın içinde bulunduğu hallere bizzat vâkıf olurdu. Haksızlıkların giderilmesi için elinden gelen gayreti sarf ederdi.

Enderunlu gençlerin tomak, menzil ciridi müsabakaları ile tüfek ve ok atışlarını izlemek en büyük zevkiydi. IV. Murad Han’ın silahlarını incelediği, top dökümü ve kanyon indirilişi gibi birçok vesileyle tersaneye gittiği dört büyük yangında, yangın mahallinde bulunduğu ruznâmesinden öğrenilmektedir.

Saltanatı boyunca Müslim ve gayrimüslimlerin kıyafet nizâmını ve davranışlarını dikkatle takip etti. Yalan ve rüşvetle amansız bir şekilde mücadele etti. Kim olursa olsun rüşvetçiyle yalancıyı asla affetmedi. Kadınların dikkat çekici kıyafetlerle sokağa çıkmalarını yasakladı.

Saray halkının gezip eğlenmelerini de isterdi. Bu gezintiler bazen dört gün kadar sürerdi. Sadece Harem sakinlerinin katılabildiği Halvet-i Hümâyun denilen bu gezintiler, daha çok Küçük Göksu, Sadabad, Beşiktaş Sahilsarayı ve Karaağaç Sarayı’nda yapılmaktaydı.

III. Osman Han’ın karşısına cariye çıkmaması için Harem Dairesi’nde ökçeleri gümüş çivili ayakkabılarla dolaştığına dair tek­rarlanan rivayetlerin hiçbir kaynağı bulunmamaktadır. Yeni çıkan meyvelere ve kahveye düşkün olduğu kayıtlarda belirtilmektedir.

III. Osman Han’ın, Halvetiyye’nin Ramazâniyye şubesinde kendi adıyla bir kolu oluşan ve Üsküdar Doğancılarda tekkesi bulunan münzevîliğiyle meşhur Şeyh Seyyid Ahmed Raûfî’ye bağlı olduğu ve onu birçok defa ziyaret ettiği kaydedilir.

Kendisini gizleyen kıyafetlerle elçi alayını izlemek için halkın arasına karışması, bu gezilerde satın aldığı meyve ve sair maddeleri yolda yemesi gibi sıradan davranışlar sergilemesinde hapsedildiği yılların izlerini aramak mümkündür.

Nesih hattıyla kaleme aldığı hatt-ı hümâyunları güzel ve oku­naklıdır. Cülusun ilk aylarından itibaren üçünün ismi bilinen dört kadını (Başkadınefendi Leyla, Üçüncü Kadınefendi Zevki ve Dör­düncü Kadınefendi Ferhunde Emine) ve sayısı en son dörde ulaşan ikballeri bulunmaktaydı. I. Mahmud devrinde sayıları artan mü­zisyen cariyelerin bir kısmı saraydan çıkarılırken Mahbube Hoca ve Hafize Hoca gibi yeni cariyeler Harem’e alınmıştır.

III. Osman Han’ın çocuğu olmadı. Ağabeyi I. Mahmud Han’ın da çocuğu olmadığı için yaklaşık otuz yıldır sarayda doğum şenliği görülmemişti.

III. Osman Han, kısa saltanat süresine rağmen birçok hayır eseri yaptırmıştır. Ağabeyi I. Mahmud Han’ın başlattığı cami inşa­sını bitirerek 5 Aralık 1755 Cuma günü, çok büyük bir törenle ve ziyafetle açılışını yaptı. Nuruosmaniye Külliyesi, caminin yanı sıra üç mektepli medrese, imaret, kütüphane, türbe, muvakkit odası, meşkhâne, sebil ve çeşmeden oluşmaktaydı. Bunların masraflarının karşılanması ve ileride yapılacak tamiratları için zengin vakıflar tayin ettirdi. Geliri külliyeye verilen han ve dükkânlar yaptırdı.

III. Osman Han, Üsküdar Sarayı ve bahçesinin bulunduğu yerde ev ve dükkânlarıyla beraber yeni bir mahalle inşa ettirmiş, îhsaniye adını alan bu semtte ikisi de günümüzde ayakta bulunan îhsaniye Camii ve mescidini yaptırmıştır (1755-56).

Otakçılar Takyeci Mahallesi’nde sadece minaresinin kalması do­layısıyla Yanık Minare Mescidi diye tanınan camiyi, mahfilli olarak Eylül 1755’te yeniden inşa ettirmiştir. Seyyid Ahmed Nakşibendî’nin kabrinin bulunduğu mahaldeki bu yapıdan zamanımıza birkaç du­var ulaşmıştır. Paşalimanı’nda yaptırdığı çeşme de bugün mevcut değildir.

Kaptanıderya Karabağî Süleyman Paşa’yı görevlendirerek korsan gemilerinin uğrak yeri olan Midilli Adası’ndaki Sığrı Limanı’nda yeni bir kale inşasını emretti. 6 Mayıs 1756’da yapımına başlanan kale kısa sürede tamamlanırken yanında ayrıca cami ve hamam da inşa olundu. 28 Eylül 1756 gecesi karaya oturan bir gemi sebebiyle Ahırkapı’da ilk defa bir fener inşa ettirdi.

Padişah ayrıca Peygamber Efendimiz’in “Kadem-i Şerif“inin resmini yaptırıp bir tuğra ilavesiyle Eyüp Sultan Türbesi’ne hediye etmiştir.

Topkapı Sarayı’nda padişahların yatak odası olarak kullandıkları Sultan III. Murad Dairesi’nden başka Hünkâr Hamamı karşısında bu gaye ile yeni bir oda yaptırmıştır. Ayrıca Harem’in güneyindeki sur duvarı üzerinde bir kasr inşa ettirmiştir.

III. Osman Köşkü’nün giriş kapısının üzerindeki kitabede şöyle yazılıdır:

Mahal-sâz olmağ içün cân evinde bu derd-i şevket
Olur âgûş-küşâ Sultân Mahmud Han’a bî-minnet

Uzun yıllarını geçirdiği Şimşirlik Dairesi’nin duvarlarını alçaltıp pencerelerinin çoğunu açtırmış, burada bahçe, kameriyeler, mermer fıskiye, havuz ve çeşmeler yaptırmıştır.

Kaynak: Kayı VIII Sayfa 27-30

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.