III. Selim Han’ın Şahsiyeti

III. Selim Han’ın babası III. Mustafa Han annesi ise Mihrişah Sultan’dır. İstanbul’da 24 Aralık 1761 tarihinde Topkapı Sarayı’nda doğdu. Doğumu dolayısıyla İstanbul’da yedi gün yedi gece “şehrâyîn” üç gece de deniz donanmasında tertiplenen merasimlerle büyük şenlikler yapıldı. Yine III. Selim’in doğumu sebebiyle devrin meşhur şairleri birçok tarihler düşürdüler. Bunlardan biri, İstanbul kadılığı yapmış Tokatlı Bekir Efendi’nin bir tamiye ile “Alî-himmet târihe illâ câe Selim-i Sâlis” (1175) şeklinde yazdığı tarihidir. Bu tarih bütün tarihlerden daha iyi ve tamiyesi de sanatlı olduğundan ser-levha-i tarih kılınmıştır. En çok beğenilen bir diğer tarih de Şair Fitnat Hanım’ın yazdığı şiiridir. Bu şiirden bir kısım şu şekildedir:

Nice şâd olmasun ‘âlem ki şâhenşâh-ı devrânın
Vücûda geldi bir şehzâdesi yümn ü saâdetle

O nûr-ı dîde-i şâh-ı cihânı Hazreti Bârî
Muammer eyleye ikbâl u iclâl ü saâdetle

Gelip bâ-feyz-i ilhâm oldu taba mısra-ı târih
Cihâna geldi Şehzâde Selim iclâl ü ‘izzetle

Şehzade Selim beş yaşına girdiğinde yapılan büyük bir mera­simle ilk tahsiline, o devrin ifadesiyle “bed-i besmeleye başladı. Şeyhülislâm Dürrîzâde Mustafa Efendi, Şehzade Selim’i rahlenin önüne oturtarak Besmele çektirdi ve Kur’ân-ı Kerîm’e başlama mera­simi burada sona erdi. Şehzadenin bu tahsil başlangıcına Vakanüvis Ahmet Vâsıf Efendi’nin yazdığı şu tarih beyti meşhurdur:

Bed’-i bismillâh-i Kurân eyledi
Sultan Selim bu meclis-i akdese

Kendisine seçkin ilim adamlarından bazıları hoca tayin edildi ve 1770’te ise hatimini tamamlayarak merasimi yapıldı. Bilhassa şehzâdenin annesi Mihrişah Sultan, oğlunun tahsil ve terbiyesine babasından daha çok çalışmıştı. Mihrişah Sultan bir Gürcü cariyesi idi.

Böylece Şehzâde Selim sarayda mükemmel bir eğitim, öğre­tim ve terbiye ile yetiştirildi. Yüksek din ve fen ilimleri Arapça ve Farsça öğrendi. III. Mustafa Han ıslahatçı bir padişahtı. O, askerî kurumları teftişe giderken henüz 10-11 yaşlarına giren çok sevdi­ği oğlu Selim’i de beraber götürür ve onuna devlet işlerine yavaş yavaş alışmasını, öğrenmesini isterdi. Tarihçilerinin kanaatlerine göre, Selim’in dimağında ıslahat fikirlerinin daha genç yaşlarında yerleşmiş bulunmasında babasının büyük etkileri olmuştur.

Şehzâde Selim, babası 1774 yılında vefat ettiğinde on üç yaşın­daydı. Tahta geçen amcası I. Abdülhamid Han, saray geleneği üzere onu kafes dairesine koydurmakla birlikte, saray içinde rahat hareket etmesini sağladı. Padişahlık yıllarının büyük bir kısmında karde­şinin oğlu Selim’e şefkatle muamele etti. Ona veliaht şehzâdelerin kafes arkasında yaşamaya mecbur oldukları hapis hayatının ağır şartlarını tatbik etmedi.

Böylece Şehzâde Selim, tahsiline kafes hayatında da devam etti. Bir taraftan da devlette gördüğü gevşeklik hastalığından şikâyet ettiği, buna çare bulmak için danışmalarda bulunduğu, araştırmalar yaptığı rivayet edilmiştir. Bundan dolayı kafes onun için bir mektep oldu. Bilhassa şiire karşı da büyük bir alaka duyuyordu. Bir gün padişahlık sırasının kendisine geleceğini düşünerek Avrupa devletlerinin siyasetini ve onların idarî, askerî teşkilatlarını öğrenmek için Fransa Kralı XVI. Louis ile gizlice haberleşme imkânını bile elde etmişti.

Mektuplarında Türk-Fransız dostluğunun tarihini ve babasının bu dostluğa verdiği ehemmiyeti anlatıyor, siyasî meselelere büyük bir vukufla temas ediyordu. Bir mektubunda, “Ölüm hariç, bütün fenalıkların devası vardır. Bizim kötü işlerimizin iyileşmesi, tedavisi, derin düşüncelerimizin yegâne mevzuuna teşkil etmektedir. Bu sebeple çok düşünüyor ve gelecek zamanlarda kullanmak mecbu­riyetinde olduğumuz esaslı çareleri hazırlıyorum,” demekteydi. Bu ve buna benzer düşüncelerinden, Şehzade Selim’in ne kadar ileri görüşlü, aydın düşünceli bir veliaht olduğu anlaşılıyordu.

Nihayet amcası Sultan I. Abdülhamid’in Özi Kalesi’nin kaybı ve Müslüman halkın yaşlı-genç kadın-erkek demeden katledilmesin­den duyduğu derin üzüntüye dayanamayarak vefat etmesi üzerine 7 Nisan 1789 Salı günü saltanata geçti. 19 seneyi aşkın bir süre bu görevde kaldı.

Tebaasına karşı çok merhametli ve şefkatli olan III. Selim Han, yaradılışından halim, selim ve çok zeki idi. Çok yumuşak olup, kan dökmekten nefret ederdi. Milletini ve devletini kendisinden çok düşünürdü. Cömert olup, etrafındakilere hediye vermekten zevk duyardı.

Mustafa Necib Efendi, tarihinde onu şöyle anlatmaktadır, “Güzel ahlak sâhibi, merhum padişah III. Selim, bilgili, nazik, samimi, zeki ve tedbirli, akıllı, doğru, dürüst, çalışkan, peygamber ahlaklı, cömert yaratılışlı ve bağış seven, ariflere ve faziletlilere ikram eden, yediren, içiren, ihsanda bulunan, benzeri olmayan bir padişahtı.”

Yabancı müşahitler kendisini “zeki, faziletli, merhametli ve âdil bir hükümdar olarak” vasıflandırmıştır. Bazıları da, kendisinin o zamana kadar en fazla resmi yapılan Osmanlı hükümdarı oldu­ğuna işaret etmekte, onun sakin tabiatlı, sabırlı ve müteennî bir zât olduğunu, bununla beraber vakarlı ve azimli göründüğünü söylemektedirler.

III. Selim Han ihlaslı ve samimi idi. İkinci Rus Harbi devam eder­ken, bütün sefer zamanlarında usulen olduğu üzere camilerde (Fetih Suresi) okunuyordu. Bu vazifeye devam eden hocaların ücretlerinin verilmesine müsaade istenilerek yeni padişah olan III. Selim Han’a bir telhis takdim olunmuştu. III. Selim Han bu telhisin kenarına şu satırları yazmıştır, “Bilmem hulus ile mi kıraat olunmuyor, yoksa erbabına mı tesadüf olunmuyor ki bir semeresine şahit olunamıyor. Hoş imdi gene altı mah kıraat olunsun ve akçası darphâneden ve­rilsin. Akça ile olan dua böyle olur.” Son cümle hakikaten güzeldir ve padişah ihlasa, samimiyete dikkat çekmektedir.

Vakıfların muhafazasına, devlet malının korunmasına çok dik­kat ederdi. Halka karşı ruhunda şefkatli, ulu ve yüce bir his vardı.

Sultan III. Selim iç siyasette, bütün işleri namuslu ve kalpleri vatan sevgisiyle çarpan devlet adamlarına emanet etmeyi düşünür­dü. Dış siyasette ise, memleketin şan ve şerefini muhafaza etmeyi, devletin iç işlerine yabancı hükümetleri müdahale ettirmemeyi gaye edinirdi.

III. Selim’in spora önem verdiği ve bizzat sporla uğraştığı, özel­likle kemankeşliğe, tüfenkendazlığa merak ettiği de bilinmektedir.

Sultan III. Selim’in saltanatının ilk yıllarında, Kâğıthâne’de ya­pılan bir askerî tatbikatta birkaç defa humbara atıldığı halde hedefe isabet etmemişti. Padişahın bu durumdan dolayı canı sıkılmıştı. Bunun üzerine bazı yakınları kendisine Gelenbevî İsmail Efendi’yi hatırlattılar. Efendi, padişah hazretlerinin huzuruna getirildi. Kendi­sine, merminin hedefe ulaşması için, gereğinin yapılması söylendi. Hoca derhal hesaplar yapıp nişan almada düzeltmeler yaptırdı.

Bundan sonra yapılan üç atışın üçü de hedefe isabet etti. III. Selim Han son derece memnun oldu. Hoca Efendi’ye iltifat ve ihsanlardan başka günde dört okka pirinç verilmesini de emir buyurdu. İsmail Efendi, Bahriye Mektebi’ne matematik hocası tayin olundu.

III. Selim Han, hayırsever olup, devletine pek çok hayır mües­sesesi ve eserler kazandırdı. Üsküdar’da Selimiye Camii ile Çiçekçi Camii’ni yaptırdı. Eyüp Camii’ni büyülterek yeni baştan inşa ettirdi. Karacaahmed’de Miskinler Tekkesi denilen Dedeler Mescidi’ni yap tırıp, Küçük Mustafa Paşadaki Gül Camii’ni inşa ettirdi. Üsküdarda hâlâ kullanılan meşhur Selimiye Kışlası’nı, Heybeliada’da Deniz Harp Okulu olan Bahriye Mektebi’ni yaptırdı.

Kaynak: Kayı VIII Sayfa 236-240

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.