IV. Mehmed Han’ın Şahsiyeti

Mehmed.HanIVSultan İbrahim‘in oğlu olan IV. Mehmed 1/2 Ocak 1642de Hatice Turhan Sultandan İstanbul’da doğdu. Doğumuna çok sevinilip donanma şenlikleri yapıldı. Çocukluğunu sarayda geleneksel ortam içinde geçirdi. Şehzadeliğinde, İmam-ı Şami, Yusuf Efendi, Şami Hüseyin Efendi ve diğer kıymetli hocalardan ders alarak yetiştirildi. Ancak babasının bir darbe ile tahttan indirilmesi sonucu yedi yaşında saltanata getirilmesi eğitimine önemli ölçüde sekte vurdu. Buna rağmen tahsil ve talimine saltanatı zamanında da devam etti.

IV. Mehmed’in (1648-1687) ilk sekiz senesi iç ve dış türlü gaileler içinde geçmiştir. Köprülü Mehmed Paşa sadaretinden Viyana bozgununa kadar yirmi sekiz sene idareyi ellerine bıraktığı Köprülüler sayesinde rahat etmiştir.

Oğulları Mustafa ile Ahmed doğdukları vakit kardeşleri olan Süleyman ile Ahmed’i boğdurmak istediyse de validesi Hatice Turhan Sultanın müdahalesi üzerine vazgeçmiş ve bundan sonra valide sultan bu iki şehzadeyi gerek Topkapı ve gerek Edirne Sarayı’nda daimi surette kendi nezareti altında bulundurarak ölümden kurtarmıştır. Böylece IV. Mehmed Han zamanında, hanedandan en büyük şehzadenin tahta çıkma usulü yerleşecektir.

Osmanlı Devleti’nde Kanuni Sultan Süleyman Han’dan sonra en fazla tahtta kalan padişah olan IV. Mehmed Han, yaradılış icabı mutedil, kadirşinas ve vefakâr olup verdiği söze sadık biriydi. Orta boylu, tıknaz, beyaz tenli ve yanık çehreli idi. Ata çok bindiği için vücudu öne meyilli idi. Ava, edebiyata, tarihe merakı olup sohbet dinlemeyi severdi. Beş vakit namazı cemaatle kılardı. İçkiyi yasak edip imalathaneleri kapattırdı. Dine sonradan karıştırılan bütün hurafelerin kaldırılması için uğraştı. Kahvehaneleri kapattırıp oyuncu ve çalgıcıları İstanbul’dan uzaklaştırdı.

Sadrazamlığı Köprülü ailesine verip, idareden memnun olunca, savaşlardan zaman kaldıkça çok sevdiği sürek avlarına devam etti. Ava olan merakından dolayı “Avcı” lakabı verilmiştir. Zamanında Osmanlı Devleti en geniş hudutlarına kavuşarak, dünya siyasetinde faal rol oynadı.

IV. Mehmed Han sık sık ayak divanları tertip eder halkın durumunu araştırırdı.

Divanda meselelerin açık bir şekilde tartışılmasını ister gerçeklerin gizlenmesine müsamaha göstermezdi. Bir divan toplantısında sadrazama, “Yaptığım tetkiklere göre etin okkası sekiz akçeye satılır, fakat yine de et bulunmazmış sebebi nedir?” diye sorunca, sadrazam, “Hünkârım et ve ekmek, zaman-ı devletinde pek çoktur. Artış yoktur. Var diyen size yalan söylemiştir,” dedi. Divanda hazır bulunan Hocazade Mesud Efendi, “Devletlü vezir asıl yalanı imdi siz söylediniz,” dedikten sonra, padişaha dönerek, “Şevketlüm, hâlâ narha takyit (kayıt, bağlama) yoktur. Şehirde bir okka et bulunmaz Bulunursa sekiz akçedir. Hatta semiz etler gizlice on-on iki akçeye satılır. Fukara muzdariptir. Fukarası muzdarip olan bir ülkede bolluktan bahsetmek abestir,” dedi.

Bu sözleri üzerine sadrazam onu susturmak istedi ise de Hocazade, “Burada da mı sus dersiniz. Bu huzur-ı hümayundur. Hak ne ise onu söylemek gerekir. Bunda yalan ve hatır için söz, din ve devlete hıyanettir,” dedi.

Padişah bu mülakattan memnun kalarak meselenin en kısa zamanda çözülmesini sağlayacaktır.

IV. Mehmed Han tarihe düşkünlüğüyle de bilinmektedir. Dönemin entelektüel şahsiyetlerinden Hezarfen Hüseyin Efendi’den tarih dersleri almıştır. Sır Kâtibi Abdi Ağayı döneminin olaylarını yazmakla görevlendirmiş ve zaman zaman her şeyin yazılıp yazılmadığını kontrol etmiştir. Mehmed Halifenin Târîh-i Gtlmânîsi bu padişahın 1665 yılına kadar gelen dönemin olaylarını, özellikle İstanbul ve saray hadiselerini vermektedir. Evliya Çelebi de meşhur eserini bu devirde yazmıştır.

Kaynaklardaki bilgilere göre iyi kalpli, çok cömert bir kimse olan ve mazbut bir hayat yaşayan Sultan Mehmed sade giyinirdi. Çabuk bıkan bir karaktere sahipti. Çocukluğundan beri eğlence ve oyunlar içinde yetiştiğinden sarayda çeşitli sanatçı ve oyuncu bulundurma geleneğini sürdürmüş, Edirne’de 1675 yılında düzenlettği düğün şenlikleriyle yakından ilgilenmiştir. Onun zamanında özellikle besteci ve icracıların sayısında artış olmuş, bunlardan Hâfız Post ile Buhûrîzade Mustafa Itrînin bestelerinden bazıları günümüze ulaşmıştır. Aynı zamanda iyi bir musikişinas olan Salih b. Nasrullah’ın tıp ve eczacılık üzerine yazdığı kitaplar Avrupa’da bile okunmaktaydı. Yirmi yıl sarayda kalan Leh asıllı Ali Ufkî Bey ise Kitâb-ı Mukaddes’i ilk defa Türkçeye çevirmiş, bu arada musikiye, örf ve âdetlere dair eserler kaleme almıştır.

Osmanlı Devleti zirveyi onun döneminde yaşadı. Dönüş de onun devrinde oldu. Devletin zirve döneminin mimari eserleri, annesi Hatice Turhan Valide Sultan ile Köprülü Mehmed Paşa döneminde yapıldı. Fazıl Ahmed Paşanın çeyrek asırlık sadareti ise Osmanlı azametinin Avrupa’da devam ettiği son zamanlar oldu.

Annesi Hatice Turhan Sultan vefat ettiğinde padişah, “Devletin rüknü (direği) gitti,” diyerek teessürünü belirtmişti. Gerçekten de dediği gibi oldu.

IV. Mehmed Han’ın saltanatının son dört yılı başarısızlık ve hatta felaket seneleri oldu. Annesi Turhan Sultan’ın vefatı ve Köprülü ailesinden olanların işten el çektirilmelerinin ardından padişahın devlet işlerindeki tecrübesizliği görülmeye başlandı.

En buhranlı ve tehlikeli zamanlarda dahi devlet işlerini ihmal ederek av peşinde koşmaya devam etti. Avusturya cephesinden felaket haberleri gelmesine rağmen bu alışkanlığından vazgeçmedi. Hatta IV. Mehmed’e bu düşkünlüğünden dolayı “Avcı” lakabı verilmişti. Neticede bir tutku haline gelen av merakı tahttan indirilmesinin de başlıca sebebi oldu.

Bu devirde çok kıymetli ilim adamları ve sanatkârlar yetişti. Her türlü sahada kıymetli eserler yazılıp yapıldı. Seyyid Feyzullah, Ayşî Mehmed, Hibrî Ali, Ebü’l-Beka Eyyûb bin Musa, Şuurî Hasan Efendiler kıymetli fıkıh, edebiyat, lügat ve diğer ilimlere ait eserler yazdılar.

Sultan IV. Mehmed döneminde inşası tamamlanıp ibadete açılan Yeni Camii, Osmanlı mimarisinin şaheserlerindendir. Yeni Camii yanındaki Mısır Çarşısı, bu camiye vakıf olarak yapılmıştır.

IV. Mehmed Han’ın hanımları; Emetullah Rabia Gülnuş Sultan, Cihanşah, Düriye ve Nevme Sultanlardır. Bu hanımlarından Mustafa, Ahmed ve Bayezid isminde üç oğlu; Hadice Sultan, Fatma Sultan, Ümmü Gülsüm Sultan isminde de üç kızı olmuştur. Oğullarından şehzade Mustafa ve Ahmed tahta çıkmışlardır.

Abdi Paşa vakayinamesinde, IV. Mehmed’in dış ve saray hayatına ait olayları ve sefer hareketlerini yazmış olup bu eserden padişahın avcılığını, devlet nizamına ait itinasını ve cömertliğini öğrenmekteyiz.

IV. Mehmed Han şiirlerinde Vefaî mahlasını kullanırdı. Fevkalade güzel beyitlerinden bir tanesi şu şekildedir:

Gönül ne Göksu’ya mail ne Sarıyâr’e gider
Sipâh-ı gamdan emin olmağa Hisara gider

IV Mehmed Han’ın, kadınları arasında en çok Afife Kadınefendi’yi sevdiği şu şiirinden anlaşılmaktadır:

Beyazlar giydiğime bir dürr-i yektaya benzersin
Siyahlar giydiğince sen hemân Leyla’ya benzersin

Yeşiller giydiğince tûtî-i gûyâya benzersin
Benim hoş-bû Afifem sen gül-i rânâya benzersin

IV. Mehmede ait “Vefâî” mahlaslı bir gazel ise şu şekildedir:

Bir nazardan akl u sabrım aldı gitdi ol melek
Ağla ey dîdem ki çıkdı gitti elden mâ-melek

Zahm-ı âteş-bâr-ı cismin dağı mihnet sanmanuz
Padişah-ı aşk giydirdi bir altunlu benek

Bunca demdir tîrini hûn-ı ciğerde besledim
Şimdi kasd-ı can eder anda kanı nân ü nemek

Ahım işitmiş eşiğinde gece rahm eylemiş
Hamdülillah kim bugün oldu hevâdarım felek

Gûşe-i gamda Vefaî bendeni tenha koma
Yoluna canım feda olsun begim gel gitme tek.

Kaynak: Kayı VI Sayfa 335-339

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.