Kayı III – Harameyn Hizmetinde

ÖNSÖZ

kayikapak3Birlik ve beraberlik devletlerin başarı temellerinden birisi ve belki de en önemlilerindendir. Yalnız, birlik ve beraberlik denildiğinde ne anlamalıdır. Herkesin tekdüze düşünmesi, aynı fikirleri taşıması, aynı görüşlere sahip olması mıdır? Elbette ki değildir. Zîra her insanın aynı düşüncelere sahip olması, aynı fikir ve görüşü paylaşması mümkün değildir. Eşyanın tabiatına aykırıdır.

Şayet herkes aynı görüş, aynı fikir ve aynı düşünce içinde olsa meşveretin, istişarenin mânâsı olmazdı. Gereksiz olurdu. Halbuki meşveret, danışma ve istişare doğru karar vermenin esaslarından kabul edilmiştir. “Bârika-ı hakikat müsademe-i efkardan doğar” sözü meşhurdur. Yani hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar denilmiştir.

İşte bir iş veya projeye başlanmadan önce o işi bilenlerle görüşmeli, onların fikir ve düşüncelerini almalı ve öyle karar vermelidir. Karar alındıktan sonra ise birlik ve beraberlik prensibi ortaya çıkar.

Artık başarıya bir ve beraber olanlar ulaşırlar. Neden benim düşünceme değer verilmedi? Neden benim tezim kabul edilmedi? diyerek ikilik başlatanlar başarısızlığın sorumlusu olarak tarihteki yerini alırlar.

Kim ki kaldı ikilikde yâr değil

Yoğa saygil sen anı kim var değil

Dolayısıyla ikilikde kalanı ve karardan ayrılanı artık kendinden sayma. Onu yok bilerek hareketet ve hatta mümkünse ondan uzaklaş. Zira her geçen gün yeni bir fitne kapısını aralayacak ve artık faydadan ziyade zarar verecektir.

Hazreti Mevlana birlik ve beraberliğin önemini şu ifadelerle vurgulamaktadır:

“Nerede iki gönül bir ise orada mutluluk vardır. Ailede ana baba bir ise onların zengin bir hayat sürdüklerini seyret. Bu zenginlik huzurdur, mutluluktur, kanaattir, üzüntüden, gamdan kederden uzak oluştur.

İki gözüne bir bak. Hiç iki gözün ayrı ayrı yönlere bakabilir mi? İkisi ayrılmaya çalışırsa net bir görüntü yakalayabilirler mi? Sağa ve sola ikisi birlikte bakarlar. Uykuya dalınca birlikte uyurlar, beraber uyanırlar.

Koluna bir bak. Eline kadar birikip geldi. Sonunda beş dala ayrıldı. Hiçbiri bir boyda değildir. Kuvvetleri de farklı oldu; fakat aynı yöne yöneldiklerinden bir araya geldiler. Böylece boy ve kuvveti dosdoğru oldu. Elini yum ve düşün. Şayet baş ve serçe parmağın geriye doğru dönseydi ne yapabilirdin?”

Vücudumuzdaki nice hikmetler gibi dünya da baştan başa bir hikmettir. Bunu gözü açık bir gönülle görmek mümkündür.

Yalnız ve yoldaşsız yola çıkanlar hedefe ulaşamazlar. Yeryüzündeki suları düşün. Bir pınarın suyu ne kadar bol ve gür olursa olsun uzak menzilleri aşıp denize kavuşamaz. Bütün suların hedefi maksadı denizdir. Ona kavuşanlar yolda diğer sularla, ırmaklarla bir olarak, güçlenerek denize vâsıl olurlar, maksada ulaşırlar.

İşte Osmanlılar daha başlangıçtan itibaren birlik prensibi üzerinde özellikle durdular ve bunu hiç tavizsiz uyguladılar. II. Bayezid Han‘ın Cem’le ülkeyi aralarında pay etmelerini isteyenlere karşı “Melikler arasında merhamet olmaz” ve “Osmanlı Devleti öyle başı örtülü bir gelindir ki, iki damadın talebini kaldıramaz” sözleri bu düşüncenin en çarpıcı ifadeleridir.

Oysa Osmanlı öncesi Türk devletlerinde devletin hanedan üyeleri arasında pay edilmesi ülkeyi hızlı bir biçimde çöküntüye götürüyor ve sonunu hazırlıyordu. Bu arada onbinlerce Türk’ün, Müslümanın kanı dökülüyor, malı, mülkü ve serveti yok oluyordu.

Osmanlılar teşkilatçılık, idarecilik, hakimiyet duygusu, adalet, şefkat, vakar, yiğitlik, fedakarlık, feragat ve manevî derinlik gibi Türk milletinin asırlardan gelen devlet tecrübelerinden istifade etmede ve bunları samimi bir şekilde yaşayarak geliştirmede görülmemiş bir başarıyı gerçekleştirmişlerdir. Belki de bütün bu güzelliklerin yaşanmasına sebep, öncelikle birlik ve beraberlik ruhunu yakalamış olmaları ve yek kalp, yek vücut, yek cihet hareket etmeleri idi.

Kayı III’ün en önemli kaynaklarından biri olan Selimname’nin yazarı Şükri-i Bitlisi‘nin şu sözleri, o dönemdeki birliği ve beraberliği yansıtan ne hoş ifadelerdir.

Türk ilen Türk-ü Kürd ilen Kürd’em

Evde koyun-u yabanda bir kurdam. 

Şükri-i Bitlisi Kürd olmasına karşılık Türk ilen Türk’em diyerek devlet bünyesindeki bütün insanlara boy ve kavim ayırımı yapmadan birleştirici bir gözle bakmakta, Osmanlı Devleti’ne hizmet etmekten gurur duyduğunu kuvvetle vurgulamaktadır. Tarihimize, dilimize, dinimize ve kültürümüze yabancılaştırmanın bizi birbirimize hasım etmek, düşman kılmak için tertiplenmiş en mühim bir tuzak olduğunu bugün daha iyi kavramaktayız.

İşte Kayı III’ü okurken aynı zamanda birlik ve beraberlik ruhunun devlet ve millet için önemini, en çarpıcı bir biçimde anlamış da olacağız. Nitekim bu öyle bir prensip ki, bunun bozulması ve kaybolması bir kibritin alevine bağlı; fakat meydana getirdiği çöküntü ve yıkıntı yıllarca çalışmayla ancak giderilebilecek cinsten olup, devletimiz için her dönemde en büyük bir tehdit unsurudur.

Mamafih Fatih Sultan Mehmed‘in bir cihan devleti haline getirdiği imparatorluk, onun ölümüyle başa geçen oğlu II. Bayezid devrinde iki büyük iç çekişmeye sahne olacaktır. Dönemin başlangıcında Sultan Bayezid – Cem çekişmesi sonunda ise Bayezid Han’ın oğulları arasında baş gösteren taht mücadeleleri devletin ne gibi tehlikelere düşebileceğinin en açık örneklerini sundu. Özellikle son yıllardaki kardeş kavgalarının neden olduğu kaostan istifade eden Safeviler, Anadolu’yu bir yangın yerine çevirdi ve devleti tehlikeli bir yıkıma doğru sürükledi.

“Baş olmayan yerde herkes baş, herkesin baş olduğu yerde herkes köle olur.”

“Başı yokun aşı yok.”

özdeyişleri Anadolu için geçerli olmuş gibiydi. Şah kulu Baba Tekeli ve Nur Ali Halife isyanlarında binlerce Anadolu insanı hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ve oğulları ile Şehzade Korkud saltanatı ele geçirebilmek için uğraş vermeye başlamış, işler iyice çığırından çıkmıştı.

İşte böyle bir zamanda II.Bayezid Han’dan sonra saltanatı devralan Selim Han‘ın yeniden birliği sağlama yolundaki gayretlerini ve çektiği çileleri görünce birlik ve beraberliğin önemi çok daha iyi anlaşılacaktır.

Cihangir padişahın şu sözleri ise birlik ve beraberlik yolunda kendisinin duygularını yansıttığı kadar milletine de bırakmış olduğu bir vasiyet mahiyetindedir:

Milletimde ihtilaf u tefrika endişesi

Kûşe-i kabrimde hatta bî-karar eyler beni

İttihad oldu hücûm-ı hasmı def’e çâremiz

İttihad olmazsa daim dağdâr eyler beni.

Okuyucularımı Kayı III ile baş başa bırakırken eserimi, tamamlamak konusunda beni devamlı teşvik eden sevgili talebelerime ithaf etmenin zevkini yaşıyorum. Nice eserlerin, yazarların köşe yazılarında tanıtıldığını ve tavsiye olunduğunu okuduk ve şahit olduk. Ancak henüz çıkmayan bir eseri ‘nerede kaldı?’, ‘özledik’ ve ‘bir an önce bekliyoruz’ diyerek köşesine taşıyan sevgili Murat Başaran Bey’e şükranlarımı sunuyorum.

Ademder’in değerli başkanı, kıymetli insan Hakan Gürsel ile eğitim müdürü Fehim Harmanşa beylere ve bu oluşuma destek verenlere, ‘önce insan ve ilim‘ diyerek yola çıktıkları ve eserin basımını üslendikleri için kalbî teşekkürlerimi arz ediyorum.

Nihayet eseri titizlikle yayına hazırlayan kıymetli dostum Abdulkerim Şaşmaz‘a, sanat yönetmeni Emine Karabulut‘a, tashihlerinde yardımcı olan değerli dostum Ramazan Mercan Bey ile kıymetli talebelerim Göker İnanve Tuba Karabey‘e; çalışmalarım sırasında teşvik ve destekleri ile her zaman yanımda olan kıymetli eşime ve sevgili çocuklarıma teşekkürü bir borç bilirim.

Asafın mikdarını bilmez Süleyman olmayan

Bilmez insan kadrini âlemde insan olmayan.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Mart 2009 İstanbul

Önsöz
   

İçindekiler
   

Önsöz
doc pdf pdf

1 yorum

  1. İşte Osmanlılar daha başlangıçtan itibaren birlik prensibi üzerinde özellikle durdular ve bunu hiç tavizsiz uyguladılar. II. Bayezid Han‘ın Cem’le ülkeyi aralarında pay etmelerini isteyenlere karşı “Melikler arasında merhamet olmaz” ve “Osmanlı Devleti öyle başı örtülü bir gelindir ki, iki damadın talebini kaldıramaz” sözleri bu düşüncenin en çarpıcı ifadeleridir.

    Oysa Osmanlı öncesi Türk devletlerinde devletin hanedan üyeleri arasında pay edilmesi ülkeyi hızlı bir biçimde çöküntüye götürüyor ve sonunu hazırlıyordu. Bu arada onbinlerce Türk’ün, Müslümanın kanı dökülüyor, malı, mülkü ve serveti yok oluyordu.

    Osmanlılar teşkilatçılık, idarecilik, hakimiyet duygusu, adalet, şefkat, vakar, yiğitlik, fedakarlık, feragat ve manevî derinlik gibi Türk milletinin asırlardan gelen devlet tecrübelerinden istifade etmede ve bunları samimi bir şekilde yaşayarak geliştirmede görülmemiş bir başarıyı gerçekleştirmişlerdir. Belki de bütün bu güzelliklerin yaşanmasına sebep, öncelikle birlik ve beraberlik ruhunu yakalamış olmaları ve yek kalp, yek vücut, yek cihet hareket etmeleri idi.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.