Kayı IV – Ufukların Padişahı: Kanuni

ÖNSÖZ

kayikapak4“Bizim askeri sistemimizle Türk askeri sistemini karşılaştırınca geleceğin bize neler hazırladığını düşünüp korkudan titriyorum. Karşılaşan iki ordudan biri galip gelecek ve bu muhtemelen Türk ordusu olacaktır. Çünkü Türk ordusu sırtını kuvvetli bir İmparatorluğun geniş kaynaklarına dayamış, zinde, tecrübeli, sarsılmamış bir kuvvet. Askerleri zafere alışmış, zor şartlara dayanma kuvvetine sahip, intizam ve disipline riayetkâr, uyanık ve kanaat ehlidirler. Bizimkilerde ise alabildiğince başıboşluk, sarhoşluk, serkeşlik, zevke düşkünlük var. Ayrıca işin daha kötüsü yenilgiye alışmış olmamızdır. Bu durumda neticenin ne olacağı gün gibi aşikârdır. İslamiyet’in yegâne dayanağı Osmanlı hanedanıdır. Müslümanlar, Osmanlı hanedanı sayesinde ayakta duruyorlar. Hanedan yıkılırsa din de mahvolur”.

Yukarıdaki ifadeler Kanunî devrinde İstanbul’a gelen, uzun yıllar orada kalan ve Türkleri mükemmel bir şekilde etüt ederek Avrupa’ya raporlar gönderen İmparator Ferdinand’ın elçisi Busbecq’e aittir.

Türkleri ayakta tutan bağın o gün için Osmanlı hanedanı olduğunu ve gaza siyasetini onların yürüttüğünü gören ve bu birliği bütünlüğü parçalamadan, gücün kırılamayacağını anlayan sefir, aynı zamanda Avrupalı yazar çizer takımına da bir mesaj vermiştir. Hanedanı her fırsatta kötülemek, onları gözden ve gönülden düşürmek, sıradan ve bayağı kimseler olarak göstermek temel hareket noktaları olmalıdır. Dolayısı ile bu tarihten itibaren Türkler ve onun idarecileri olan Osmanlılara karşı yoğun bir karalama furyası başlayacaktır. Fakat bu rastgele ve dikkat çekici bir tarzda değil, son derece usulüne uygun olarak yapılacaktır. Hatta bunun için önce gereğinden fazla övülecek ve ardından satır aralarına asıl mesajlar sıkıştırılacaktır.

İşte Kanunî Sultan Süleyman dönemini ele alırken Hurrem Sultan, Rüstem PaşaMihrimah SultanŞehzade Selim hakkındaki tüm karalamaların öte yandan Şehzade Bayezid ve Mustafa hakkında ifade edilen düzme senaryoların neredeyse hemen hepsinin Venedik ve Avusturyalı elçilerin raporlarına dayandırıldığına şahit olacaksınız.

Nitekim Busbecq mektuplarında Hurrem Sultan’dan bahsederken “Bir oğlan çocuk doğurunca bu ayrıcalıktan faydalandı ve azat edildi” derken bir büyük yanlışa imza atmaktadır. Zira Kanunî, Hurrem’i 1534-36 yılları arasında bir tarihte azat ederek nikâhlayacaktır. Hurrem’in halk tarafından sevilmediğini Venedik elçi Bassano ilk kez dile getirirken ondan yirmi yıl sonra Busbecq “halk arasında Hurrem’in Süleyman’ı aşk muskaları ve büyücülükle elinde tuttuğunu söyleyecektir.

Kanunî Sultan Süleyman’ın gözdeleri Mahıdevran Hatun ile Hurrem Sultan arasında kavgayı ise bu kez Venedikli Elçi Bernarda Navagero kaleme alacak ve bunu yerli yabancı hemen herkes mutlak doğru gibi kullanacaktır. Navagero, bu kavganın neticede Mahıdevran’ın Manisa’ya gitmesine kadar yol açacağını söylerken, Osmanlı şehzadelerinin sancağa çıktıklarında yanlarında her zaman validelerinin de bulunduğundan bîhaber görünecektir.

Venedik elçilerinden Mario, Kanunî Sultan Süleyman’ı şehvet düşkünü olarak tanımlarken Zen ise, “hükümdar şehvet düşkünü olmayıp tek bir kadınla yetinmektedir” diyerek tam tersi bir görüşü dillendirecektir.

Aynı elçiler “Rüstem Paşa, hükümetteki nüfuzunu sultan kızıyla evliliği sayesinde sağladı” diyerek ifade ederlerken bunları okuyanlar, Paşa’yı zengin Mehmed Ağa’nın oğlu olup Padişahın kızı ile evlenerek bu nüfuzu elde ettiğini düşünebilirler. Rüstem Paşa’nın göreve gelinceye kadar ki devlet hizmetlerini ve tam sırası geldiğinde sadarete tayin edildiğini ve geliş sebebini hiç bilmez görüneceklerdir.

Elçi de’Ludovici “İbrahim Paşa öldürülmeden önceki son iki yılda ordu ve hükümet işlerini ihmal etti” der. Hâlbuki İbrahim Paşa son iki yılında Irakeyn seferinde bulunmuş ve ardından Fransız hükümeti ile anlaşmayı gerçekleştirmiştir. Raporlardan, zannedersiniz ki Venedik ve Avusturya elçileri, uçan kuştan haberdardır. Buna karşılık nedense en mühim bilgilerden bîhaberdirler.

Neticede daha sonra Kanunî hakkında eser veren Batılılar için birinci kaynaklar hep Venedik elçilerinin raporları olacaktır Ne gariptir ki bu eserlerin adları son derece cezbedici olarak “Büyük Türk”“Muhteşem Süleyman”“Yenilmez Türk” şeklinde olurken, içeriği ise bir komplo, entrika ve cinsellik tarihini andıracaktır.

Nitekim günümüzde de “Muhteşem Yüzyıl” diyerek Kanunî dönemini anlattığını ifade edenler, kaynak olarak Venedik elçilerinin raporlarına baktıklarını ifade edeceklerdir.

“Senedi batıl olur batıl olan davanın”

Venedik ve Avusturya elçilerinin bütün bu iftiraları yaparlarken muhakkak ki bir gaye ve hedefleri vardı. O hedeflere uygun olarak yazdılar ve gayelerine eriştiler. Türk, İslam ve Osmanlı düşmanları ise hiçbir tarihi gerçekliği olmadığı halde bu batıl delilleri, kendilerine kaynak tutarak romanlar yazdılar, filimler çevirdiler ve çevirmeye de devam etmektedirler.

Bu ifadelerimizden batılıların ve elçilerin tüm yazdıkları yanlıştır fikri anlaşılmasın. Muhakkak ki bu raporlar son derece kıymetli bilgileri de içermektedir. Ancak tarihçi kaynakları bir tenkit süzgecinden geçirmeden ve değerlendirmeden her yazılanı mutlak doğru olarak kaydetmez. Konu hakkındaki bütün bilgiler tarih metodu içerisinde değerlendirildikten sonra doğru ve kesin yargılara varılabilir.

Nitekim Osmanlı arşivinde çalışmalarda bulunan yabancı pek çok tarihçi de bu raporlarda yazılan yanlışlara işaret ederek dikkatle incelenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir (Leslie Peirce,  Amy Singer gibi).

Zira Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile Topkapı Sarayı Arşivinde harem ve harem teşkilatı hakkında binlerce evrak bulunmaktadır. Kanunî dönemi ile ilgili Osmanlı tarihçilerinin eserleri kütüphanelerdedir. Onları görmezlikten gelen veya itibar etmeyen belki anlamaktan aciz olanlara Ziya Paşa’nın deyimiyle şöyle söylemek gerekecektir: 

Yıldız arayıp gökte nice turfe müneccim

Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde

Elinizdeki “Kayı 4, Ufukların Padişahı: Kanunî” isimli eserde bir çağa damgasını vuran Osmanlı hükümdarını insanların muhayyilesi, indî hükümleri ve felsefesi olarak değil, tarihin temel kaynakları, belgeleri ve notlarından yazılmış hali ile okuyacak, düşünecek ve değerlendireceksiniz. Takdir, tenkit ve kıymet değerli okuyucunundur.

Nihayet kitabı hazırlarken yardımlarını gördüğüm değerli dost ve meslektaşlarım Şems İbrahimhakkıoğlu, Şebnem Kurumehmet, Alper İğci, M. Fatih Gökçek, İlhan Gök, Osman Karataş, Fatih Gürcan ve Yunus Eren’e; eseri titizlikle yayına hazırlayan kıymetli dostum Abdülkerim Şaşmaz’a; sanat yönetmeni Emine Karabulut’a; tashihlerinde yardımcı olan Ali Atamal ve Ramazan Mercan Bey ile kıymetli talebelerim Göker İnan ve Tuba Karabey’e; çalışmalarım sırasında teşvik ve destekleri ile her zaman yanımda olan kıymetli eşime ve sevgili çocuklarıma teşekkürü bir borç bilirim.

Büyük bir arzu ve iştiyak ile beni teşvik ederek Kayı serisinin devamını sağlayan kıymetli talebelerime ise her zaman müteşekkirim.

Ayrıca KTB yayınları ile ilim ve kültür hayatına katkılarda bulunan Ademder’in değerli başkanı Hakan Gürsel, eğitim müdürü Fehim Harmanşa beylere ve bu oluşuma destek verenlere kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Şubat 2011, İstanbul

Önsöz
   

İçindekiler
   

Önsöz
doc pdf pdf

  1. Ben birseyi çok merak ediyorum.padişahların gece yatarken allah a haykirislarini kum hangi kaynaktan öğreniyorda bir tarih kitabına konu olabiliyor. Neden padişahları olduğundan daha müslüman gösterme çabasındayız? Kardeşini gözünü kırpmadan öldürebilen bir padişah nasıl olur da evliya gibi anlaşılabilir? Sadece merak ediyorum

  2. “Bizim askeri sistemimizle Türk askeri sistemini karşılaştırınca geleceğin bize neler hazırladığını düşünüp korkudan titriyorum. Karşılaşan iki ordudan biri galip gelecek ve bu muhtemelen Türk ordusu olacaktır. Çünkü Türk ordusu sırtını kuvvetli bir İmparatorluğun geniş kaynaklarına dayamış, zinde, tecrübeli, sarsılmamış bir kuvvet. Askerleri zafere alışmış, zor şartlara dayanma kuvvetine sahip, intizam ve disipline riayetkâr, uyanık ve kanaat ehlidirler. Bizimkilerde ise alabildiğince başıboşluk, sarhoşluk, serkeşlik, zevke düşkünlük var. Ayrıca işin daha kötüsü yenilgiye alışmış olmamızdır. Bu durumda neticenin ne olacağı gün gibi aşikârdır. İslamiyet’in yegâne dayanağı Osmanlı hanedanıdır. Müslümanlar, Osmanlı hanedanı sayesinde ayakta duruyorlar. Hanedan yıkılırsa din de mahvolur”.

    Yukarıdaki ifadeler Kanunî devrinde İstanbul’a gelen, uzun yıllar orada kalan ve Türkleri mükemmel bir şekilde etüt ederek Avrupa’ya raporlar gönderen İmparator Ferdinand’ın elçisi Busbecq’e aittir.

    Türkleri ayakta tutan bağın o gün için Osmanlı hanedanı olduğunu ve gaza siyasetini onların yürüttüğünü gören ve bu birliği bütünlüğü parçalamadan, gücün kırılamayacağını anlayan sefir, aynı zamanda Avrupalı yazar çizer takımına da bir mesaj vermiştir. Hanedanı her fırsatta kötülemek, onları gözden ve gönülden düşürmek, sıradan ve bayağı kimseler olarak göstermek temel hareket noktaları olmalıdır. Dolayısı ile bu tarihten itibaren Türkler ve onun idarecileri olan Osmanlılara karşı yoğun bir karalama furyası başlayacaktır. Fakat bu rastgele ve dikkat çekici bir tarzda değil, son derece usulüne uygun olarak yapılacaktır. Hatta bunun için önce gereğinden fazla övülecek ve ardından satır aralarına asıl mesajlar sıkıştırılacaktır.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.