Kişi dilinin altında gizlidir! 18.03.2018 Türkiye Gazetesi

“II. Abdülhamid Han’ı anlamak her şeyi anlamak olacaktır”, ifadesi son zamanların moda deyimi olmuştu. Bu büyük Türk hakanının vefatının 100. Yıl dönümünde “onu anlamak her şeyi anlamak olacaktır” diyenlerin de kendisini bir nebze olsun anlamadıklarını ifade ettim. Zira onu anlamak için o dönemde kendisini ortadan kaldıranları ve Osmanlıyı işgal edeceklerin maşası olanları iyi tanımak lazımdı. Yoksa havanda su döğeceksiniz. İbret almadan boş okumalar yapacaksınız. Tarihin ruhuna ters düşeceksiniz. Üstadın ifadesiyle;

“Gir de bir bak ülkeme/Başsız başsız adamlar!” deyimine uygun olarak ortalıkta gezineceksiniz.

İşte bu nedenle II. Abdülhamid Han’ı hakkıyla anlamak ve tanımak için onun içerideki düşmanlarını bilmek gerekliydi. Zamanın FETÖ’lerini tanımak gerekiyordu. Aksi hâlde İslam’ın birliğini temin eden halifeyi yok etmek için çaba harcayan, devrin FETÖ’cülerinin yerini her dönemde yeni bir FETÖ almaya namzet olacaktı. Nitekim öyle de oldu. 15 Temmuz’da yine bir “hocaefendi” kılıklı Lawrence ile tanıştı Türkiye.

Bu sebeple II. Abdülhamid Han devrinin FETÖ’lerini yani Afgani, Abduh ve Reşid Rıza’yı konu edinen üç yazı kaleme aldım.

Bu hafta ise Abdülhamid Han devrinin büyük âlimlerinden Yusuf Nebhani’yi ve onun Afgani ile Abduh hakkındaki değerlendirmelerini kaleme alacaktım.

Ancak Sayın Karaman’ın şahsımı hedef alarak “iftiracı” diye suçlaması üzerine (bak. Yeni Şafak, 16 Mart 2018 tarihli yazısı) kendisine cevap verme zorunluluğu ortaya çıktı.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki iftiranın nasıl bir büyük günah olduğunu bilenlerdenim.

Hayatım boyunca kimseye iftira etmediğim gibi hakaret lafızları da kullanmadım. Niyet okumaları da yapmadım. Kişileri, yazdıkları ve sözleri ile değerlendirdim. Zira, “kişi dilinin altında gizlidir”, buyurulmuştur. Şu ana kadar geçen 35 yıllık akademisyenliğim süresince ilmen ve fikren gerçeklerin savunucusu oldum. Fikir mücadelesi yaptım.

“Barika-ı hakikat, müsademe-i efkârdan doğar” sözü, benim birinci düsturum oldu. Talebelerime de hep bunu tavsiye ettim.

Şimdi gelelim yazıda iftira dediğiniz hususlara:

“Süleyman Hayri Bolay’a iftira ettin. O seni mübaheleye (yalan söyleyene lanet olsun) davet etti, sen cesaret edemedin”, diyorsun.

Süleyman Bey’e hangi konuda iftira ettim bilmek isterim. Mübaheleye daveti, nerede ve hangi kanalda haber oldu, açıkçası görmedim. Aranızda konuşurken mi beni mübaheleye çağırıyorsunuz anlamadım? Bu mübahele konusunda istediğiniz yerde hazır olduğumu beyan ederim. Bu arada, madem siz açtınız Süleyman Bey’le yaptığım tek telefon görüşmesini anlatayım.

Evet Süleyman Hayri Bey, “Kutlu Doğum Haftası’nın miladi takvime göre düzenlenmesi bir FETÖ projesidir” sözüm üzerine bendinizi (Bursa’da bir otelde iken gece saat 23.30 gibi) aradı. Bir saat boyunca Kutlu Doğum Haftası’nın kendi projeleri olduğunu anlattı. Edeben sözünü bir saat boyunca kesmedim. Sadece görüşmemizin sonunda 1989 yılında kendilerinin hicri takvime göre ortaya çıkardığı Kutlu Doğum Haftası’nın değil miladi takvime çevrilmesinin FETÖ projesi olduğunu belirtip kendisine beş sual tevdi ettim. Bir tanesine olsun cevap veremeyip, “seninle bunları sonra görüşürüz kardeşim” deyip telefonu kapattı. Mübahele bunun neresinde Sayın Karaman! 

İslam’da birliğin savunucuları mı? 

Sayın Karaman! Yazınızın hemen başında geçen “senin bana karşı buğzunun asıl nedenini biliyorum” diyorsunuz. İşte bu, niyet okumadır. Zira benim size neden buğzum olsun. Ne yolculuk yaptık ne de ortaklık. Bunu açıklayacağım deyip Hüseyin Hilmi Işık Bey’in adını vermişsiniz. Galiba zımnen buğzun buradan geliyor demek istiyorsunuz! Ben merhum Hüseyin Hilmi Bey’in kitaplarında sizin adınıza rastlamadım. Siz rastladı iseniz bildiriniz!..

Sayın Karaman, şunu hiç unutmayın! Ben tarihçi bir akademisyenim. Tarih kitaplarını Hüseyin Hilmi Bey’den okumadım. Aşıkpaşazade’den Ahmed Cevdet Paşa’ya kadar yüzlerce eser okudum. İmam Hatipliyim. İmam-ı Gazali’den İmam-ı Rabbani’ye, Davud-ı Kayseri’den Yusuf Nebhani’ye Ahmed-i Yesevi’den İbn-i Abidin’e kadar yüzlerce âlim ve velinin eserini de okudum. Dinini Hanefi mezhebine göre yaşayan bir Müslümanım. Osmanlı Devleti’nin de bu inanç, itikat ve yaşayışla büyüdüğüne, kudretli olduğuna, Müslümanları birlik ve beraberlik içinde tuttuğuna inanırım.

Şimdi gelelim asıl noktaya: “Benimle FETÖ, Afgani, Abduh ve Reşit Rıza arasında ‘tabi-metbu’ ilişkisi kuruyor, gençleri onların yoluna çağırdığımı, bunun için çaba gösterdiğimi yazıyorsun. İşte yalanın ve iftiran budur” diyorsun.

Sayın Karaman “içeride kimse varsa bir işaret yetişir” buyurulmuştur. “Gerçek İslam’da Birlik” adını verdiğiniz eserde Afgani, Abduh ve Reşit Rıza’yı seçip anlatmanız, gençlere bunların etrafında birleşmek mesajını vermiyor mu? Yoksa sakın bunların peşine takılmayın(!) mı demek istediniz?

Sayın Karaman, siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu adamlar bırakın İslam’da birlik sağlamayı, İslam âlemini paramparça ettiler. Bunları rehber edinenler “Devlet-i ebed-müddet” denilen Osmanlı Devleti’mizin mahvını hazırladılar. II. Abdülhamid Han’a Kızıl Sultan ve Müstebit diye saldırdılar.

Bakınız, Hamidullah’a Baidullah denilmesi (ki bu sözü söyleyen, Necip Fazıl Kısakürek Bey’dir) sizi fazla üzmüş, anlıyorum.

Peki Abdülhamid Han’a, Reşit Rıza’nın müstebit diye saldırması sizi yaralamıyor mu? Yine Reşit Rıza’nın “İstanbul’u Araplar, eşkıya Türklerin elinden alacaktır” derken hâlâ gerçek İslam’da birlik yolunda mı olduğunu düşünüyorsunuz?

Afgani, Abduh ve Reşit Rıza’nın masonlukları ve İngilizlerle dostlukları da gerçek İslam’da birlik için midir? Bu İngiliz ajanlarını ve masonları gerçek İslam’da birliğin temsilcileri olarak göreceksek bunların düşmanlık ettikleri II. Abdülhamid Han’ı, Yusuf Nebhani’yi, Seyyid Muhammed Ebü’l Hüda Sayyadi’yi, Hasan Fehmi Efendi’yi ve Şeyh Ebuş’Şamat Efendi’yi sahte İslam’ın temsilcisi olarak mı göreceğiz?

Asıl iftira! 

Sayın Karaman, FETÖ meselesine gelince, bu tabirimin sizi yaraladığını biliyorum. Fakat hakikati kendiniz de yazınızda o kadar açık yazıyorsunuz ki. Ne olur yazınızı yazdıktan sonra insafla bir kez daha değerlendirin!

Dershaneler olayından sonra kendilerine tavır aldığınızı söylüyorsunuz. Ben de aynısını söylüyorum. Bunun neresi iftira? Şimdi soruyorum:

Size göre FETÖ başının 1998’de Papa’ya yazdığı ve hizmetinde olduğunu açıkça deklare ettiği mektup normal miydi?

İmanın şartlarını dörde düşürürken, dördüncü olarak da “ubudiyyet veya adalettir” şartını belirtmesi uygun muydu?

Meleklere iman, kitaplara iman ve kadere iman bahsini amentüden çıkarması ve iman esaslarına “veya” diyerek şüpheli yaklaşması size göre dershanelerin kapatılmasından daha mı önemsizdi?

Bakınız Sayın Karaman, şunu iyi anlayınız: Sayın Cumhurbaşkanımızın dershane tezi, satranç tahtasının sadece bir piyonu idi. FETÖ’yü çıldırtmak ve gerçek yüzünü millete göstermekti.  Bu ülkeyi Haçlılara teslim etmek isteyen bir ajanın maskesini düşürmek içindi ve düşürdü.

Bakınız pek sevdiğiniz Mehmet Görmez dahi giderayak onun dinsizliğini ortaya koyan bir rapor hazırlattı. Bu rapor, FETÖ’nün 1975’lerden 2015’e kadar İslam’a zehir saçan sözleri ve icraatları ile doluydu. Siz “Abant Toplantıları”nda bunları hiç dile getirdiniz mi? Bunları işitmediniz mi? Yoksa bu fikirlerde ittifaklı mı idiniz?

FETÖ’nün İslam’a zıt fikirlerini kimlerin açıklamasını bekliyordunuz Sayın Karaman! Kendinizi müçtehid (!) gördüğünüze göre başkasından bekleyemezsiniz. Sizin bir ilahiyat profesörü olarak doğruları ve yanlışları belirtme gibi bir vazifenizin olduğuna inanmıyor musunuz? Yazınızda ifade ettiğiniz gibi “ben sadece meseleleri, ilmi olarak ele alırım” mı diyorsunuz? Üç nesildir FETÖ yolunda heba olan gençlerde sorumluluk sahibi olduğunuza ve vebalde bulunduğunuza inanmıyor musunuz? Cumhurbaşkanımızın “İlahiyatçılar doğruları anlatsın” sözünden rahatsız mısınız? Memleket Haçlılara peşkeş çekildiğinde sizin ilminizin kime ne faydası olacaktı söyler misiniz?

Sayın Karaman, “Abant Toplantıları”ndaki hezeyanlarınıza girmek istemiyorum. Şayet çok arzu ederseniz onları da değerlendirebilirim. Hem de hiç iftirada bulunmadan.

Unutmayınız, iftira etmeyen bir kişiyi müfteri ilan etmek kendi yanlışlarını ve hatalarını gizlemek yolunda en büyük iftiradır!.. 

TEFEKKÜR
Ondan yeğrek ne vardır kişi bile kendüzin
Kendüzin bilen kişi kamulardan ol güzin 

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
18.03.2018 Türkiye Gazetesi

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.