NATO’dan önemli bir müessese! 19.08.2018

1983 yılında Atatürk Üniversitesi’ne asistan olarak girmiştim. Aynı yıl, “Amasya Sancağı” üzerinde Yüksek Lisans tezimi hazırlarken arşivle tanıştım. Dünyanın bu bir numaralı arşivinin çalışma mekânı tam bir hayal kırıklığı idi. Derya gibi Osmanlı Arşivi’nin ancak yüzde beşinin tasnif edildiği anlatılıyor, herkes belgelerin perişan hâlinden dem vuruyordu. O güne kadar arşiv belgelerinin hurda kâğıt fiyatına Bulgaristan’a satıldığı gibi hikâyeleri çok dinlemiştik. Peki ya satılmayanlar, neredeyse tamamıyla çürümeye ve yok olmaya terk edilmişti.

Belki de o dönemlerde başlayan Ermeni hadiseleri bize arşivin önemini bir kez daha hatırlatmıştı. Yine yanılmıyorsam 1983 yılı Ağustos ayında Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Başbakanlık Müsteşarı Hasan Celal Güzel Bey ile İstanbul Valiliği bahçesi içerisindeki arşivin küçük çalışma odasına geldiler. Kenan Evren, o gün bana da çalışmalarım ve tapu-tahrir defterleri hakkında sorular sormuştu. O sırada kendisinden arşivin çok güzel bir mekâna taşınacağı müjdesini de almıştık.

Bu müjde 1987 yılında gerçekleşti. Cağaloğlu’nda Sultanahmet tramvay durağına yakın bir noktada muazzam arşiv binası hazırdı. Başına da Devlet Arşivleri Genel Müdürü İsmet Miroğlu Bey getirilmişti.

Rahmetli İsmet Bey müthiş heyecanlı bir şahsiyetti. Arşiv vesikalarının değerini iyi biliyordu. Osmanlı Arşivi’nin NATO’dan daha önemli bir müessese olduğunu her vesile ile dile getiriyordu.

Hazine-i Evrakın ehemmiyetini, devletin en tepesindeki şahsiyetlere bıkmak bilmeden anlattı. Arşivi modern bir şekilde donattırırken, belgelerin tasnif ve okunması için kadrolar tahsis ettirdi.

Akademisyenlerin içinden teşkilatçı ve iş bitirici adam az çıkar. İsmet Bey, bu mert ve girişken ilim adamı, çözümü kökten düşündü. Yatırımı önce insana yaptı. Edebiyat ve ilahiyat fakültelerinden Osmanlıcaya vâkıf 400-500 civarında genci arşive aldırdı. Bunların ilmini yeterli görmeyerek İstanbul ve Marmara Üniversitesi’nden hocalar getirtti ve kendilerine ilave dersler aldırdı. Böylece beş yüz civarında arşiv uzmanı yetiştirdi. Bunlardan bir kısmı daha sonra üniversitelere geçerek akademik çalışmalara katıldılar. Doktor, Doçent, Profesör olarak ilim âlemine pek kıymetli eserler kazandırdılar.

Rahmetli İsmet Bey üç yıl sonra Arşiv’in başından ayrıldığında sistem tıkır tıkır işlemekteydi. Uzmanlar belgeleri tasnif ediyor, yeni kataloglar gün yüzüne çıkıyor, çürümeye başlamış belgeler büyük oranda kurtarılmaya devam ediyordu.

1987 yılı milat olmuştu. Öyle ki 1987’den önce yerli ve yabancı araştırmacılar eserlerinin önsözlerinde, Türk arşivlerinin perişan durumundan ve çalışırken çektikleri çilelerden bahsederken, bu dönüşümü takiben Osmanlı Arşivlerinin çalışma ve hizmet şekli, dünya arşivlerine örnek gösterilmeye başlanmıştı… 

Arşivde kıyım! 

İsmet Bey arşive uzman alırken bir hususa daha dikkat etmişti. Alınanların hepsi liyakatli ve ehil gençlerdi. Sağcı solcu ayırımına asla gidilmemişti. Bu sebeple arşiv çalışanları, Türkiye’de belki de her renk ve görüşü barındıran bir mozaiği oluşturmuştu. Açıkçası çok az kurumda böylesi bir hakkaniyet görülmüştür…

Bugünlerde arşivde derin bir çalkalanma mevcut. Ülkemizdeki yeni sistemle birlikte önceden Başbakanlığa bağlı arşivin Cumhurbaşkanlığına bağlanmasını ve elemanlarının havuz sistemine geçmesini fırsat bilen idareci grup büyük bir kıyıma imza attılar. Binbir emekle yetişmiş uzman kadronun büyük kısmını alakasız yerlere atadılar. Bu durum, “arşivde yeni bir kadrolaşma mı?” sorusunu da beraberinde getiriyor.

Zira Cumhurbaşkanımızın arkasına sığınmış bu idareci kesim, onlarca akademisyen ve ilim adamının, “hata yapıyorsunuz” feveranlarına kulaklarını tıkamış, “ben yaptım oldu” edasındalar. Hatalarını söyleyenlere karşı şu sebepten yapıldı diye en küçük bir açıklamada bulunamıyorlar.

Şu ana kadar alabildiğim iki bilgiden biri bunların arşive yeterince değer katmadığı veya iyi çalışmadıkları şeklindedir. İyi de bu adamlar şayet çalışmıyorlarsa gittikleri yerlerde hiç de çalışmayacaklardır. O zaman on farklı kurumu daha sabote mi etmek peşindesiniz? Yirmi otuz yıllık arşiv uzmanı Devlet Tiyatrolarına ve SGK kurumuna ne katacaktır söyler misiniz? Bu durum o kurumlarda da kargaşaya yol açmayacak mı? Yetişmiş elemandan verim alamamak idarecinin suçu değil midir? Bu kadar tecrübeli ve iyi yetişmiş adamlardan istifade edemiyorsanız, istifa etmek gibi bir erdem hatırınıza hiç gelmiyor mu? Siz giderseniz arşiv batar mı?

Şayet bunlar dediğiniz gibi ise, haklarında hiç işlem yapıldı mı? Rapor düzenlendi mi? 250 kişiden fazla kişiyi harcadıktan sonra, “hata edilenler olmuş olabilir” demek nasıl bir mantıktır.

İkincisi ise gençleştirme operasyonu yaptıkları şeklindedir. Anlayamadığım arşivde tecrübe ve liyakat mi, yoksa gençlik ve bilgisizlik mi önem arz etmeye başladı. Arşiv, özel ihtisas isteyen vesika değerlendirmelerinden sıyrılıp, taş taşıma beton dökme faaliyetlerine mi yöneliyor yoksa?

Arşivdeki bu kıyımdan sayın Cumhurbaşkanımızın haberi olduğunu sanmıyorum. Şayet varsa da tek yönlü ve tarafgir anlatılmış bir husus olmalıdır. Bugün Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçişte boşluk bulup kadrolaşmak isteyenler ve bu konuda sayın Cumhurbaşkanımızı kullananlar gerçekten en yanlış adımları atarlar. Birincisi bağlı olduğu kuruma, ikinci olarak da bizzat Cumhurbaşkanımızın şahsına karşı hata etmiş olurlar.

Aksi hâlde neden böyle bir uygulamaya gittiklerini açıklamak durumundadırlar. Fakat bunu yapamazlar. Neden? 

Arşive ‘Uğur’lu gelmedi! 

Bakınız bugün kıyıma maruz bırakılan arşiv uzmanları, 25-30 sene önce nasıl bir atmosferin içerisinde bulunuyor ve yılların ihmaline uğramış arşivimizi bugünlere nasıl getiriyorlardı.

O günlerde anlatılanlar içler acısıydı. Ecdadımızın asırlarca hazine adını verip gözü gibi koruduğu mirası mahvolmuştu. Depolarda fareler cirit atıyordu. Her yer örümcek yuvası olmuştu. Beyazıt deposunda belgeler, nemden birbirine yapışmıştı. Gençler, simsiyah hâle gelmiş belge balyalarını el arabalarıyla bahçeye taşıyor, farelere, örümceklere, böceklere aldırmadan didik didik ederek ayıklıyor, bir belgeyi kurtardıklarında neredeyse neşeden ağlıyorlardı. Rahmetli İsmet Bey ve arşive kazandırdığı yüzlerce genç bu işin çilesini çektiler. İşte dünün gençleri bugünün uzman arşivcileri uzun süre aşk ve şevkle depoların temizlik ve tasnifinde kullanıldılar. Hâlâ da okuma, özetleme, kataloglama, tasnif ve restore faaliyetlerinde devam ediyorlardı.

Şimdi, 20-30 yıllık bu uzmanları tek kalemde arşivden göndermenin mutlaka farklı nedenleri olmalıdır. Benim aklıma ilk gelen birilerinin kadrolaşma niyetleri olduğu şeklindedir. Zira arşivde son yıllarda etkili kişiler iyi araştırılırsa bu husus anlaşılabilir. Neden hep akraba topluluğu işin başındadır. İstanbul’da arşivde çalışırken Ankara’ya alınan grubun, bunda tesiri nedir. Hiçbir ihtisası bulunmadığı hâlde Arşiv Genel Müdür Yardımcısı yapılan eski zabıta memurunun fonksiyonu ne olmuştur. Arşivden anlamayan, arşivin tozunu yutmamış olan, kıymetini ise hiç bilmeyen birileri arşivde idareci olursa işte bugünlere davetiye çıkarılmış olunur.

Bu arada kıyımda tesiri olan belli bazı arşivcilerin sahte hesaplarla sadece sosyal medyada tetikçilik yapmaları ne mana taşımaktadır? Yanlışları tenkit edenlere karşı sahte hesaplarla küfrederek saldırmak üst düzey bu memurların görevi midir? Bir taraftan arşivdeki uzmanları “çalışmıyor” diyerek yaftalarken, diğer taraftan sahte hesaplarla saldırmaktan başka işi olmayan bu zevat mutlaka tespit edilmelidir.

Öte yandan son gelişmelerle Cumhuriyet kurumları arasında Osmanlı adını taşıyan tek kurum olup dünya literatürüne giren “Osmanlı Arşivleri” ismi de tarihe karıştı. Rusya’da Çarlık Arşivi, Roma’da Vatikan Arşivi gibi isimler bulunurken Osmanlı adının kalkması gerçekten üzücüdür. Burası “Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi” olabilirdi. Sayın Ünal, arşive uğurlu gelmedi. Yetişmiş elemanları böylesine ucuzca harcayan Uğur Ünal’ın arşiv denildiğinde ilk hatırlanan “Osmanlı” adına sahip çıkmaması da manidardır.

Arşive ve Osmanlı adına büyük değer veren Sayın Cumhurbaşkanımızın bu hususları dikkate alacağını düşünüyorum.

TEFEKKÜR
Terfi-i gayre himmet eder ser-bülend olan
Pâ-mâl olursa her ne kadar nerdübân gibi

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
19.08.2018 Türkiye Gazetesi

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/603754.aspx

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.