Osmanlı Devleti

Dünyanın süper gücü olmuş bir Türk Devleti … Üç kıtaya yayılmış bir hükümdarlık… Dağılan Anadolu Selçuklu Devleti ‘nin ardından kurulan beyliklerin içinde en küçüğü… Sahip olduğu hoşgörüsü, cihâd amaçlı fetihleriyle kısa sürede Anadolu’ya hâkim olup sınırlarını genişleterek beylikten imparatorluk haline gelen Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye …

Yaklaşık yedi asırlık ömrümden seneler geçtikçe kardeş katli, harem , saltanat gibi konularla hakkındaki tartışmaların tazeliğini koruduğu Osmanlı Devleti ‘nin tarihini kaleme almış olduğu Kayı (1-2) -Birincil Kaynaklardan Osmanlı Tarihi – kitaplarını okuyucularına sunan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ile Kayı’lar ve Osmanlı Devletine üzerine yaptığımız hasbıhali Osmanlı’nın hakkıyla anlaşılması temennilerimizle takdim ediyoruz.

KARABEY : “Ortaçağ , Yeniçağ ve Yakınçağ. Üç çağa damgasını vurmuş, üç kıtaya yayılmış, dünyanın görmediği haşmet ve azameti yakalamış en büyük Türk İmparatorluğu …” sözleriyle Önsöz’üne başladığınız Osmanlı Tarihi’ni anlatan Kayı’ları yazmaya nasıl başladığını bizlere anlatabilir misiniz?

ŞİMŞİRGİL: Kayı serisini yazma fikri öğrencilerimin yıllarca bana sordukları ve sormaya devam edegeldikleri suallerden doğdu. Öğrencilerim değişti fakat sualler hiç değişmedi. Özellikle de genel kitlenin ilgisini çeken Şu padişah deli miydi? Şu padişah içki içer miydi? Harem hayatı; Osmanlı padişahları kardeşlerini katleden canavarlar mıydı? Saray kadınları hep entrikalar içinde kimseler mi idi? Devşirmelik ve buna benzer sualler. Şimdi düşünüyorsunuz. Dünyanın en uzun ömürlü bir Türk hanedan devleti akla geldiğinde sizde on beş yirmi sual oluşuyor. Bu suallere evet dediğiniz anda ise karşınıza on yıl ayakta duramayacak bir devlet çıkıyor. Yaklaşık yedi asır devam eden bunun üç asrı dünyanın süper gücü olmak üzere diğer zamanlarda da uluslar arası güç niteliğinde rol almış bir devletin asıl sırları nelerdi. Bunu sadece talebelerime anlatmakla olmayacağı genel kamuoyu ile paylaşmak fikrinden doğdu diyebilirim.

KARABEY : “… Ancak dünya devletleri içerisinde anlaşılması bakımından Osmanlı kadar talihsiz bir devlet yeryüzünde var mıdır bilemiyorum. Osmanlı devletinin ise bu konuda görülmemiş derecede nasipdâr olduğunu gayet iyi biliyorum…” diye devam ediyor Kayı 1’in Önsöz’ü… Böylesine nasipdâr olduğunu ifade ettiğiniz Osmanlı’yı birincil kaynaklardan okuyucularınıza aktarıyorsunuz. Bir okuyucu olarak böylesi bir çalışmayı sunduğunuz için size minnetlerimizi bildirmek isteriz. Sayın Ahmet Hocam bizlere bu titiz çalışmanızdan bahsedebilir misiniz? Çalışma esnasında karşılaştığınız zorluklar, sıkıntılar…

ŞİMŞİRGİL: Çok teşekkür ederim. Aslında Kayıları akademik kariyerimin on sekizinci yılında yazmaya başlamam sebebiyle ve yıllardır araştırdığım, incelediğim ve okuduğum bilgiler olması nedeniyle fazla bir zorlukla karşılaştığım söylenemez. Benim için en büyük zorluk yazmaya ve daha fazla araştırmaya zaman bulamamam desem daha doğru olur kanaatindeyim.

KARABEY : Akademik çalışmalar genellikle çok okunmaz ya da sadece o bölüm üzerinde çalışan belli kişiler tarafından okunur, düşüncesi günümüzde zaman zaman acı da olsa yerleşmiş bir düşüncedir. Fazla bilgi içermelerinden dolayı birçoğu görmesi gereken ilgiden mahrum kalır. Kayı’lar ise bu tezin aksine bilgi ve donanım bakımından sahip olduğu akademik yeri konurken, roman tadında ilerler sayfalar, bir bir çevrilir… kitaplarınızı akademik eserler çok okunmaz tezinin aksine çeviren sahip olduğu sade dili ve akıcı üslubu özel bir çalışma sonucu mudur? Bahsedebilir misiniz?

ŞİMŞİRGİL: Evet, akademik çalışmaların gerek dili gerek kaynak tahlilleri gerekse üslubu ve metodolojisi bakımında tarih ilmi ile uğraşanların dışında kalan insanları sıktığı bir gerçektir. Zaten o tür çalışmaları insanlar zevkle okusunlar diye de yapamazsınız. Belli bir konuyu her tür kaynakları kullanmak ve yorumlamak suretiyle ortaya çıkarmaya ve değerlendirmeye çalışırken sadece ilmi disiplini göze almanız gerekir. Ancak daha sonra bazı kâşiflerin gelişen fen ilimlerinden insanların hayatını kolaylaştırıcı yeni teknikler ve teknolojiler üretmesi gibi akademik tarih eserlerinden de her kesimden insanların zevkle okuyacakları eserler kaleme alabilirsiniz. Ancak bunu yaparken ilmilikten ayrılmamanız çok önemlidir. Bu itibarla Kayı serisini ilmilikten ayrılmadan tamamen ana kaynaklara dayanarak veya bu prensipler içerisinde kalarak yazılmış ciddi çalışmaları kullanarak popüler bir üslupla geniş kitlelerin rahat okuyup anlayabileceği bir tarzda yazmaya gayret ettim. Belki konuları anlatım tarzım da buna müsait olduğu için özel bir uğraş içinde olmadım desem doğru olur. Fakat bir tarih kitabı için çok değişik konuları birbirine bağlamak ve okuyucuyu sıkmadan koparmadan kitaba devam etmesini sağlamak kolay değil. Bu durum gerçekten yazarı yoruyor ve büyük zamanını alıyor.

KARABEY : Osmanlı’nın özellikle ilk yıllarında nasihat ve vasiyetlere sıkça rastlamaktayız. Gerek Şeyh Edebalı’nın Osman Bey’e, gerek Osman Bey’in oğlu Orhan Gâzi’ye olan nasihat ve vasiyetleri ki bunlar örneklerden bir kaçı… Vasiyet ya da nasihatler… Genellikle bir kulaktan girip diğerinden çıkmasıyla anılan bu sözlerin Osmanlı’nın hukuk anlayışındaki payını bizlere anlatabilir misiniz?

ŞİMŞİRGİL: Doğru diyorsunuz. “Kulağımın ardı keçe / Birinden girip birinden geçe” demişler. “Sen ne dersen de, ben bildiğimi okurum” benzer anlamına karşılık gelen sözler… Nasihat ne yazık ki insanlara çoğu kez ağır geliyor. İnsanlar dinlemekten sıkılıyor. Belki de bu sebeple zamanımızda herkes konuşmak istiyor, dinlemek isteyen yok. Televizyonlarda tartışma programlarına bakıyorsunuz, insanlar konuşmak için neredeyse birbirlerini boğacaklar.

Konuklar muhatabını dinlemiyor, hatta duymuyor bile. Tartışmayı dahi bilmeyenler hiç nasihat dinler mi? Bu durum “Ben her şeyi bilirim./ Sadece benim dediklerim doğru./ Karşıdaki hiçbir şey bilmiyor” gibi kökünde kibir ve bağnazlık bulunan duygulardan ortaya çıkmaktadır. Hâlbuki bizim kültürümüzün en önemli parçası bildiklerini başkalarına anlatmak ve nasihatlerde bulunmak idi. Tecrübelerinden başkalarının da yararlanmasını istemekti. Bu itibarla yaşlı başlı güngörmüş geçirmiş insanlar oğullarına veya kendisini dinleyenlere: Tecrübe bana gösterdi ki diye söze başlarlardı. İnanın dinleyenler de, onların, yılların birikimi olan bu nasihatlerini kapmak için adeta yarışırlardı. Nasihatlerin hukuk anlayışındaki payına gelince, eskiler konuşmalarını kaynağı hadis-i şeriflere dayanan özlü güzel sözlerle, atasözleri ve hoş deyimlerle süslerlerdi. Dinleyenler de bu nasihatlerden büyük zevk alıp hayatının her safhasında bunları yapmağa ve uygulamağa can atardı. Bunlar yazılı olmayan fakat toplumun her kademesinde etkisini hissettiren hukuk kuralları gibi idi. Misal olarak kanaati ifade eden ve israftan sakındıran çok güzel bir beyit vardır:

Yorganına göre uzatgil ayağın
Söz işit sağır değilse kulağın.
 

Günümüzde kredi mağdurları deniyor. Hâlbuki senin olmayan bir parayı alacak, harcayacak ve gününde ödemeyeceksin. Sonra karşına çıkan faturaya (ki bu bilinmeyen bir şey de değildir) isyan edeceksin. Hâlbuki bir beyitle ifade edilen şu düsturu insanlar bilip uygulayabilse bunların hiç biri yaşanır olmayacak ve nice ocaklar dağılmayacaktı.

KARABEY : Kayı 1’de Osman Gâzi’nin oğlu Osman Gâzi’ye söylediği nasihatlerin bulunduğu bölümü “Nasihat mi, Anayasa mı?” başlığı altında kaleme aldığınız bu bölümde de beyit şeklinde anlatılan nasihatlerin seneler boyu aktarıldığını anlıyoruz. Bir önceki soruda da dile getirdiğimiz bu durumda Osmanlı Devleti’nin Saltanatla yönetilmesinin ilişkisi var mıdır?

ŞİMŞİRGİL: Osmanlıların saltanatla yönetilmesi hususunu Osman Gazi’nin nasihatleri ile ilişkilendirmek zayıf bir halka olur. Bu durum tecrübelerin ve bir geleneğin eseridir diyebiliriz. Zira gerek eski gerek İslam sonrası Türk devletlerinde ve gerekse Emevilerden itibaren İslam devletlerinde hep saltanat usulü görülmüştür. Bu durum büyük kabilelerin veya aşiretlerin birbirleri ile kapışmasına ve kargaşalıkların ortaya çıkmasına mani olmuştur. Bu sözlerim tarihe bugünden bakarak değil de devrin şartları içerisinde görülüp değerlendirilirse daha iyi anlaşılır.

KARABEY : Gerek bölüm başlarında gerekse iç sayfalarda beyitlere sıkça yer verdiğinizi görmekteyiz. Beyitler dönemin genel Osmanlı Edebiyatı’nı yansıtmaktadır. Osmanlı Devleti’nde ilme, edebiyata verilen değerden bahsedebilir misiniz? Günümüzde ise Türkçe’nin giderek yozlaştığına, git gide yok olduğuna dair ifadeler yer almakta. O devrin edebiyatından günümüze değişen nedir?

ŞİMŞİRGİL: Bu suali Osmanlı devletinin en önemli yönü nedir? diye sorsaydınız ilim devleti oluşudur derdim. Hadis-i şerifte Rütbetü’l-ilmi ale’r-rüteb ilim rütbesi rütbelerin en üstünüdür, buyrulduğu gibi Osmanlı devleti de en büyük değeri ilme vermiş ve en mümtaz mevkilerde ilim adamlarını bulundurmuştur. Osman Gazi devletinin Anayasası gibi duran vasiyetlerinde ilk olarak ilim üzerinde durmuştur.

Her nerede işidesin ehl-i ilim
Göster ona rağbet ü ikbal ü hilm

Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet et, ikbal ve mevki ver ve ona yumuşaklık göster sözünü bütün ahfadı candan kabul etmiş ve sonuna kadar riayet göstermişlerdir. Bu konuda özel bir sohbet yapılabilir ve inanın yüzlerle misal göstermek mümkündür. Padişahların bu davranışları ilmin ve edebiyatın gelişmesinde büyük katkı sağlamıştır. II. Murad Han şairlere maaş bağlatmıştır. Eser yazanlar, şiir yazanlar büyük taltifler görmüştür. Âlimi âlim olan anlar demişler. Padişahların bizzat kendileri de bu şairler ve âlimler grubunun içerisindedirler. Fatih ‘ten itibaren neredeyse her biri bir divan sahibidir. Bunun yanı sıra huzur dersleri padişahların vazgeçilmez ilmi sohbetleri arasındadır.

İlimden, şiirden, sohbetten zevk alan padişahlar döneminde edebiyatın ne halde bulunacağını tayin etmek güç olmasa gerektir.

KARABEY : Orta Çağ’ı kapatıp Yeni Çağ’ı açan kutlu fetih ve bu fethe mazhar olmak için karalara adeta deniz döşeyen Büyük Hünkâr Fâtih Sultan Mehmed … İstanbul ‘un Fethi’nin 555. Yıldönümü’ne gireceğimiz bu günlerde İstanbul‘un Fethi’ne değinmeden, atalarımızı anmadan geçmek düşünülemez. Fetih, üzerinde çok yazılmış ve konuşulmuş bir konudur. Fetihle ilgili genellikle bilinen şeylerin dışında bizlere nelerden bahsedebilirsiniz? Ya da sizi en çok etkileyen, düşündüren olay / olaylar nelerdir? Bizimle paylaşabilir misiniz?

ŞİMŞİRGİL: Fethin hemen akabinde Fâtih Sultan Mehmed’in söylediği bir söz bana göre çok mühimdir. Sekiz asırdır İstanbul‘u fethedip Peygamber Efendimiz ‘in müjdesine nail olabilmek için yanıp yakılan İslam hükümdarları içinde, bu şeref Osmanlı padişahı Sultan Mehmed’e nasip olur. Yirmi bir yaşındaki Genç, Topkapı’dan içeriye girdiğinde çok büyük bir sevinç içerisindedir. Yanındaki vezirler ve âlimler; “Seleflerine nasip olmayan büyük bir başarıya kavuştu. Bir ulu müjdeye nail oldu. Normal.” diye düşünürler. Onların bu düşüncelerini sezen zeki Padişah şöyle seslenir:

“Bendeki bu sevinci İstanbul‘un fethine zannetmeyin. Zamanımda Akşemseddin Hazretleri gibi bir âlimin bulunuşuna seviniyorum.”.

İlme ve âlimlere verilen kıymeti gösteren bu ifadeler aynı zamanda İstanbul‘un fethini getiren manevi değerlere de şüphesiz işaret etmektedir.

KARABEY : Kitaplarınızın haklarını “Ademder Derneği”ne devretmişsiniz. Bu dernekle ilgili bilgi verebilir misiniz?

ŞİMŞİRGİL: Ademder eğitime destek vermek ve üniversite gençliğine yardımcı olmayı hedeflemiş bir sivil toplum kuruluşudur. Şeyh Edebalı, damadı ve talebesi Osman Gazi’ye derki:

Oğul insanı yaşat ki devlet yaşasın. İnsan ilimle yaşar ilimle hayat bulur. Devlette iyi yetişmiş kaliteli insanların eliyle yükselir . Bu itibarla Ademder’in insanı öne alan gayesini yerinde buluyor ve destekliyorum.

KARABEY : Sayın Ahmet Hocam Kayı 1 ve 2’yi okuduk… Fakat Osmanlı Tarih’i bitmedi. Gözler arar durur gelecek yeni Kayı’ları. Kayı’lar kardeşlerini bekliyor. Bu konuda biz okuyucularınıza müjde verebilir misiniz?

ŞİMŞİRGİL: Kayıların devamını okuyucularımın teşvikleri sağlıyor diyebilirim. Kayı 3’ün çıkmasına az kaldı.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

07.04.2011

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.