Osmanlı Kimliği-1 – Prof. Dr. AHMET ŞİMŞİRGİL

Osmanlı Kimliği-1

Osmanlıların Oğuzların Kayı boyundan geldiklerini açıklarken Oğuz Han hakkında da malumat vermenin yerinde olacağını belirtmiştim. Bu yazımızda Oğuz Han etrafında gelişen bilgileri değerlendirmeye ve Oğuz’un kimliği ve Oğuz boyları hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Oğuz adının menşei ve Oğuz’un kimliği ile ilgili birçok fikirler ortaya atılmış ise de son yıllarda yapılan ciddi araştırmalar meseleyi önemli ölçüde açıklığa kavuşturmuş bulunmaktadır.

Ünlü Macar bilgini J. Nemeth, Oğuz sözünü ok+uz şeklinde belirtmektedir. Ona göre ok boy kabile demek olup “z” de çoğul ekidir.

14. yüzyıl başlarına ait olan Oğuzların destanî tarihlerinde Türklerin ilk fatih hükümdarı olarak Oğuz Handan bahsedilir. Oğuz’un Hak dine girdiği bu itibarla babası Kara Han tarafından öldürülmek istendiği fakat onun yapılan savaşta galip gelerek babasını öldürttüğü anlatılır.

Pek çok müellif Oğuz Han destanında anlatılan bilgilerle Çinlilerin Hiung Nu dedikleri Büyük Hun Devleti kurucusu Mete Han (Mao Tun)’ın sergüzeştinin benzer olduğunu görerek bu iki şahsiyetin aynı kişi olduğunu iddia etmişlerdir.

Yine Çin kaynakları Mao Tun/Mete Han’ın ülkesini sağ ve sol olmak üzere iki kola ayırdığını ve yirmi dört kumandan tarafından idare ettiğini belirtirler. Bundan Hun ilinin yirmi dört boydan meydana geldiğini ifade ederler.

Aslında Mete’nin ordusunu ikiye ayırıp yirmi dört komutanla idare etmiş olması bu tarzın ilk onun zamanında başladığını göstermez. Nitekim eski Türk illerinde ve ordularında ikili düzen değişmez bir kaidedir. Osmanlı Devletinde de sağ ve sol kol olmak üzere ikili düzen yaşamaktadır. Ayrıca 24’lü düzene ait olarak da pek çok misaller vardır. Mesela Rumeli eyaleti 24 sancaktır. Yörükler 24 kişiden müteşekkil takımlara ayrılırdı vs. Bu durum ikili ve yirmi dörtlü sistemin evvelce uygulandığının da bir kanıtıdır. Kaşgarlı Mahmud 24 Oğuz boyunun adlarını dip dedelerinden aldığını söyler. Bu 24 dip dedeye Zülkarneyn’in Türkistan seferinde nasıl Türkmen adının verildiğine dair bir de hikâye nakleder.

Bize göre de Oğuzla Mete’nin aynı şahsiyet olması neredeyse imkân dışıdır.  Öyle olsa Türklerin atası olarak ifade edilen Oğuz’un M.Ö. 220’li yıllarda yaşamış olması gerekir ki ihtimal dışıdır.

Zira arkeolojik ve tarihi vesikalara göre Türkler dünyanın en eski kavimlerindendirler. Türklere dair izler M.Ö. 3000 yılına kadar çıkarılmaktadır.

Çin ve Türk kültür ilişkileri üzerinde kaynaklara dayalı araştırmalar yapan ünlü Alman bilgini Wolfram Eberhard bu konuda oldukça açık bilgiler vermektedir. O Çin medeniyetinin büyük ölçüde Türklere borçlu olduğunu söyler. Türkler M.Ö. 1450–1050 yılları arasında atları ve arabaları ile Çin’e girmişlerdir. Yine Çin tarihinde M.Ö. 1050–247 yılları arasında devlet kuran Chou sülalesi esas itibariyle Türk’tür.

Ancak bu devletin yıkılmasından sonradır ki Çinlilerin Hiung Nu dedikleri Hun devleti ve Mao Tun dedikleri hükümdarı Mete Han sahneye çıkmıştır.

İşte bütün bu bilgiler değerlendirildiğinde Oğuz’u Mete Han’la birleştirmek çok büyük ve tarihi bir hata olacaktır. Bu durumda Oğuzların tarih içindeki serüveni hakkında bilgiler veren Oğuznamelerin, ne kadar gerçekçi oldukları da ortaya çıkar.

İşte Oğuzname’deki bilgiler iyice değerlendirildiğinde görülecektir ki Oğuz’un hayatı Mete Handan çok öncelere gider. Nitekim Oğuzname’ye dayanarak Fatih’in oğlu Sultan Cem’in isteği üzerine Osmanlıların atalarını ortaya çıkaran Bayati Şeyh Hasan Oğuz hakkında şu malumatı veriyor.

“Bu doğru yolda Hakk’ı bilir olduğundan çocukluğunda veli manasına bu ad verilmiştir. Allah’ın birliğini tanıdığından babası buna çıkışıp dövüşünce Oğuz’un askeri onu öldürmüştür. Bu iş Hz. İbrahim aleyhisselam çağında oldu. Yaptığı öteki işler Oğuzname’de pek tanınmıştır. Yüz elli yıl yaşayıp ölmüştür.

Oğuzname’nin pek çok nüshaları vardır. 14 ve 15. Asırda ele alınanlar bugün elimizdedir. Bunların en mühimlerinden biri dünya tarihçiliğinde önemli bir yeri bulunan Fazlullah Reşidüddin (1274–1318)’in eseridir. Bir diğeri Reşidüddin’in eserinin yanı sıra tarihi Oğuz rivayetlerinden ve Oğuzname’nin Uygur versiyonundan yararlanarak fevkalade kıymetli bir Oğuzname kaleme alan Yazıcıoğlu Ali’dir. Eserini 1423 yılında Sultan II. Murad Han’a sunmuştur. Kaşgarlı Mahmud’un 1074 yılında hazırladığı Divan-ı Lügatü’t-Türk adlı eseri XI. asır Oğuz ve Türkmen tarihinin ve etnik yapısının ortaya çıkarılmasında en mühim kaynak durumundadır. Nihayet Fatih’in oğlu Cem Sultan’ın arzusu üzerine Bayat boyuna mensup Mahmud oğlu Şeyh Hasan Osmanoğulları’nın atalarını anlatan bir eser takdim etmiştir. Eserini elinde bulunan eski bir Oğuzname’den kısaltarak bir hafta içerisinde yazdığını belirten Şeyh Hasan, hiçbir yerde rastlanmayan Oğuz hanlarından bahseder ki fevkalade kıymeti haizdir.

Türkleri daha farklı bir şekilde görmek ve değerlendirmek isteyenler mevcut Oğuznameleri eskilerin İslami versiyonu olarak değerlendirip güvenilirliğini kırmaya çalışmaktadırlar. Bunlara göre Peygamber efendimizden önce sanki hiç peygamber gelmedi veya Türkler sanki hiç peygamber duymadılar.

Oysa Türklerin ilk atası Yafes’in babası Nuh aleyhisselamdı. Onun oğullarından biri Türk’tür. Bu itibarla Türk adı bütün Türk ırkını içerisine alan bir isim olduğu gibi zaman içerisinde alt birimlere de alem olmuştur.

Türk’ün torununun oğlu Kara Han onun da oğlu Oğuz’dur. Oğuzname’ye göre Türklerin Peygamberler ile irtibatı hep devam etmiştir. Oğuz’un beşinci göbekten torunu Bozdoğan Han beyliğe geçince Cebbarilerle savaşlar yapmıştır. Çok kuvvetli olup doksan yıl beylik etmiş yüz doksan yaşında ölmüştür. Davud aleyhisselama inanıp ümmet olmuştur.

Korkulu Bey ise Süleyman Aleyhisselamın hizmetinde bulunmuştur. Hatta bir defasında Süleyman Aleyhisselamın hizmetinden geldiğinde oğlu olduğu için adını Süleyman koymuştur. Çarboğa’nın İskender-i Zülkarneyn hizmetinde olduğu Kurtarı Bey’in ise İsa Aleyhisselam devrine ulaştığı ve kendisini tasdik ettiği belirtilir.

Türklerin İslamiyet’i kabulleri sırasında itikat ve yaşayışlarının bu dine yakın oluşunun sebebi bütün bu bilgiler ışığında daha iyi anlaşılmaktadır.

Buna göre Oğuz’un hayatının M.Ö. 4000–3500’lere uzadığı rahatlıkla anlaşılır.

Oğuzname’ye göre Oğuz Han’ın Gün Han, Ayhan, Yıldız Han ve Gök Han, Dağ Han, Deniz Han adlarında altı oğlu vardı. Bunlardan ilk üçü sağ kolu diğer üçü ise sol kolu teşkil ederlerdi.

Oğuz Han’ın altı oğlundan her birinin dört boyu olup hepsi yirmi dört boydu. Oğuz aşiretleri bu yirmi dört boydan gelmişlerdi. Uygur, Karluk, Kıpçak, Kalaç, Ağaçeri ve Ayferi boyları ise Oğuz’un kardeşleri veya amcaoğulları idiler.

Kaşgarlı Mahmud ve Reşideddin Oğuz boylarının listeler halinde göstermişlerdir. Kaşgarlı Mahmud yirmi iki boy olarak göstermiş ve iki boyu dahil etmemiştir. Reşideddin ise yirmi dört Oğuz boyunu vermiştir. Yazıcıoğlu Ali ve Ebü’l-Gazi Bahadır Han da Reşideddin’den alarak yirmi dört Oğuz boyunu vermişlerdir. Yazıcıoğlu, Reşideddin’in eserinin mükemmel bir nüshasını görmüş ve istifade etmiştir. Buna göre Oğuz boyları şu şekildedir.

Bozoklar
Gün Han Oğulları:
 Kayı, Bayat, Alkaevli, Karaevli
Ay Han Oğulları: Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı.
Yıldız Han Oğulları: Avşar, Kızık, Begdili, Karkın.
Üçoklar
Gök Han Oğulları: Bayındır, Beçene, Çavuldur, Çepni.
Dağ Han Oğulları: Salur, Eymür, Alayundlu, Üregir.
Deniz Han Oğulları: Yigdir, Bügdüz, Yıva, Kınık.

Bu boyların hemen hemen tamanının adları Anadolu’da köy ve kabile isimleri halinde yaşamaktadır. Bunları tek tek ele alarak Anadolu’nun nerelerinde bulundukları ve yaşadıkları hakkında çok geniş bir incelemeyi Prof. Dr. Faruk Sümer Bey Oğuzlar isimli çalışması ile yapmıştır.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
3 Eylül 2009

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.