Osmanlı Kimliği-2

Geçen haftaki yazımızda Oğuzlar hakkında genel bir malumat vermiştik. Şimdi de Osmanlı hanedanı ile Oğuzların ilişkisi üzerinde duracağız.

Öncelikle şunu belirtelim ki Osmanlı devletini kurmuş olan hanedanın menşei hakkında bilgi veren ilk Osmanlı kroniklerinin hemen tamamında hanedanın Oğuzlarla bağlantısı üzerinde durulmakta ve Oğuzlara dayandığı ifade edilmektedir.

Osmanlılar hakkında ilk bilgileri veren zamanın büyük bilginlerinden Ahmedî (1334–1413)’dir. İskendername isimli eserinin sonuna, Osmanlıların ortaya çıkışı ve ilk hükümdarlarına dair bilgiler verdiği “Dastân ve Tevarih-i Mülûk-ı Al-i Osman” başlıklı özel bir bölüm ilave etmiştir.  Ahmedî burada Selçuklu Sultanı Alaaddin’e yardıma giden Gündüz Alp ve Ertuğrul’un Gök Alp ve Oğuz soyundan olduklarını şu ifadelerle açıkça belirtmektedir.

Leşkerini cem idüp girdi yola
Gündüz Alp Er Duğrıl anunla bile
Dahi Gök alpı Oğuzdan çok kişi
Olmuş idi ol yolda onun yoldaşı

(Bak. Osmanlı tarihleri, s. 7–8).

Bu konuda bilgi veren ikinci önemli Osmanlı tarihçisi Şükrullah’tır. 1388’de doğmuş 1405 yıllarında devlet hizmetine girmiştir. Çelebi Mehmed, II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed devirlerini idrak eden Şükrullah’ın Osmanlı devletinin kuruluş yıllarını anlattığı Behcetü’t-Tevarih isimli bir eseri bulunmaktadır. Eserinin hemen girişinde anlattığı bir olay ise daha enteresandır.

Şöyle ki: 1449’da II. Murad Han’ın görevlendirmesi ile elçilikle Karakoyunlu Cihan Şah’a gitmişti. Görevini yerine getirdiği ve bu ülkede bulunduğu günlerden bir gün mihmandarı (şagavul) gelerek Cihan Şah’ın kendisini istediğini ve özel olarak görüşme talebini bildirdi.

Cihan Şah konuşma sırasında “Sultan Murad benim ahiret kardeşimdir. Bu kardeşlikten başka da akrabamdır” dedi. Şükrullah akrabalığın sebebini ve nereden geldiğini öğrenmek isteyince Cihan Şah tarihçisi Mevlana İsmail’i çağırttı.

Mevlana İsmail, Uygur diliyle yazılmış bir de kitap getirdi. Oğuzname olduğu anlaşılan kitapta Oğuz Han ve soyundan bahsediliyordu. Cihan Şah:

Kardeşim Sultan Murad’ın nesli Oğuz oğlu Gök Alp’e ulaşmaktadır. Kırk beşinci göbekte Osman’ın babası Ertuğrul’a iner. Ceddim Kara Yusuf’un nesebi ise kırk birinci göbekte Oğuz Han oğlu Deniz Alp’e erişmektedir. Cihan Şah Mirza bundan sonra “kardeşim Sultan Murad’ın nesebi bizim nesebimizden ağadır (yüksektir). Gökle denizin arasında fark olduğu gibi” demiştir.

Osmanlı hanedanını Oğuz’a vardıran bir diğer meşhur tarihçi Aşıkpaşazade’dir. 1393’de doğan Aşıkpaşazade 1413 yılında Geyve’de Orhan Gazi’nin imamının oğlu olan Yahşi Fakih’in evinde bir müddet kaldı. Bu sırada Osmanlı tarihinin Yıldırım Bayezid devri sonuna kadar ki devrini anlatan bir eser bularak okudu. Yahşi Fakih’ten birçok vukuatı dinledi. 1481 yılında öldüğü rivayet edilen Aşıkpaşazade, Tevarih-i Âl-i Osman isimli eserinin hemen başında Osmanlı hanedanı şeceresini Gök Alp, Oğuz Han ve Kara Han yoluyla Yafes’e ve Nuh aleyhisselama ulaştırmıştır.

Osmanlıların en eski tarihlerinden birinin müellifi de Oruç Bey’dir. O da eserinde “Osmanlı hanedanı Oğuz Han neslindendir ve inançları sağlamdır” demektedir.

Nihayet İlk Osmanlılar hakkında bilgi verip kaynak kullanması bakımından önemli olan müelliflerden biri de Enveri (hayatı 15. asır)’dir. Düsturname isimli eserinde Semerkandi nisbeli birinin eserinden istifade ettiğini bildiren Enveri de Osmanlı soyunu Oğuz Han’a bağlar.

Görüldüğü üzere müelliflerin konu hakkındaki mehazları ayrı ayrıdır. Farklı kaynakları kullanan ve birbirlerinden etkilendiklerine dair bir ibare bulunmayan bu kadar müellifin aynı yanlışta birleşmeleri mümkün müdür?

İşte ilk dönem kaynaklarında görüldüğü üzere Osmanlı hanedanının Oğuz Han’a ulaştığı tezi, kesin bir dille ifade olunmuştur. Bu itibarla modern tarihçiler de bu konuda fikir birliğine varmışlardır.

Bizde Oğuzlar üzerinde en geniş araştırması ile tanınan Prof. Dr. Faruk Sümer, Osmanlıları “halis bir Oğuz-Türkmen” olarak vasfeder. (bak. Oğuzlar, s. XX).

Öte yandan Sovyet tarihçiliğinde gelmiş geçmiş en ünlü Oğuz ve Selçuklu tarihçisi olarak görülen Türkmen tarihçi S. G. Agacanov Oğuzlar isimli eserinde Oğuzlarla ilgili mükemmel bir kaynak taraması yapmış ve Osmanlıların da Oğuzlardan geldiğini kesin bir dille vurgulamıştır.

Osmanlıların kabilesini tartışma konusu yapan ve Kayılardan gelmediğini ifade eden Prof. Dr. Halil İnalcık dahi Oğuzlar konusunda endişe etmez ve “Osman Türk ve Moğol hanedanlarının ilk atası Oğuz Han nesliden gelmektedir” diyerek tavrını ortaya koyar. (Bak. Doğu-Batı, s. 116).

Demek ki Osmanlılar Oğuz soyundan gelmekte olup yüzde yüz Türk’türler. Onların Rumlardan, Moğollardan ve Araplardan geldiklerini ifade edenler hiçbir destek göremedikleri gibi zaman içerisinde tezlerini destekleyecek bir belge de ortaya koyamamışlardır.

Bu bakımdan Hammer ve N. Jorga gibi ünlü Avrupa tarihçileri Osmanlıların Türklüğü konusunda en küçük bir tereddüt göstermemiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlıların Oğuzdan ve Kayıdan gelmediği hususunda en ciddi söylemlerle ortaya çıkan P. Wittek’in fikirlerini ise Fuad Köprülü çürüttü. Dolayısıyla merhum Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Prof. Dr. Şehabeddin Tekindağ gibi konunun uzmanları ile günümüz tarihçileri bu hususun artık tartışılmaz kabul gördüğü yönünde birleşmişlerdir.

Gelecek yazımızda ise Osmanlı Kayı boyu ilişkisi üzerinde duracağız.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
14 Eylül 2009

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.