Osmanlı Kimliği-3

Osmanlı Kayı ilişkisine girmeden önce Kayı hakkında kısa bir bilgi verelim. Kayı’nın anlamı sağlam, kuvvet ve kudret sahibi demektir. Oğuzlar hakkında bilgi veren Reşidüddin ve Ebü’l-Gazi Bahadır Han’a göre Oğuz eli’nin en asil, en üstün ve en şerefli boylarından biridir. Avşar, Begdili, Kınık ve Salur gibi hükümdar çıkaran boylardandır.

Kitab-ı Dede Korkud’da Kayılar hakkında şu çarpıcı ifadeler yer almaktadır:
“Ahir zamanda hanlık tekrar Kayı’ya geçe. Kimse ellerinden almaya”. Ruhi ve Müneccimbaşı gibi müellifler bu ifadeleri naklettikten sonra “Bu dediği Osman neslidir, işte sürüp gidiyor” diyerek atıfta bulunmuşlardır.

Osmanlılar hakkında bilgi veren ilk kaynakların Osmanlı-Oğuz ilişkisine hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde yer verdiklerine işaret etmiştik. Ancak bu ilk kaynaklarda Osmanlı ailesinin Oğuz’un hangi boyuna mensup olduğu hakkında bir bilgi yoktu.

Bu kaynakların hemen akabinde yazılan ve genelde müellifi öncekilerle muasır olan 15 ve 16. yüzyıl kaynakları ise Osmanlıların kimliği hususunda daha ayrıntılı bilgiler vermeye başladılar. Bu kaynaklar hemen hemen istisnasız bir şekilde Osmanlı hanedanını Oğuz’un Kayı boyuna mensup olarak gösterdiler.

Osmanlıların Kayı boyundan geldiğini belirten ilk dönem eserlerinin başında Yazıcıoğlu Ali’nin Selçukname’si gelmektedir. 1423 yılında Sultan II. Murad Han’a hitaben yazılan eserde Reşidüddin, İbn-i Bibi ve Ravendi’nin etkisi görülmektedir. Yazıcıoğlu Ali eserini yazarken Osmanlı – Oğuz – Kayı ilişkisinde tarihi Oğuz rivayetlerinden ve Oğuzname’nin Uygur versiyonundan yararlanmıştır.

Osmanlıların Kayı boyuna mensubiyetini gösteren en mühim kaynaklardan biri de Beyati Şeyh Hasan’ın Câm-ı Cem Âyin isimli eseridir. Cem Sultan’ın muhtemelen atalarının hatıralarını yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak suretiyle unutulmasının önüne geçmek isteğiyle yazılmasını istediği eserde Şeyh Hasan, Osmanlıların Kayı boyundan geldiklerini Oğuznamelere dayanarak ortaya çıkarmıştır. Şeyh Hasan’ın bu eseri II. Bayezid devrinin önemli müelliflerinden Mehmed Neşri’ye de kaynaklık etmiştir.

Bursa’da müderrislik yaptığı bilinen Mehmed Neşri, tarih ilmine büyük katkıda bulunmuş, kendisinden sonra gelen tarih yazarlarına etki etmiş kıymetli bir ilim adamıdır. Kitab-ı Cihan-nüma adıyla sekiz ciltlik bir dünya tarihi yazmıştır. Bunlardan yalnız Osmanlı hanedanını içeren altıncı kısmı zamanımıza kadar muhafaza edilebilmiştir. Neşri burada öncelikle Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan tarihi sürekliliğine vurgu yapar ve girişi üç tabakaya ayırır.

Birinci tabakada Oğuz Han evladı ve Oğuz Han soyunu anlatır. Neşri bu bölümde Türklerde saltanatın, Oğuz’un Gün Han oğlu Kayı Han’ın ve oğullarının elinde asırlarca kaldığını belirtir. Bir zaman sonra saltanatın Dağ Han oğlu Salur boyuna geçtiğini ifade eder.

İkinci tabakada Türklerde saltanatın sol koldan Oğuz Han oğlu Deniz Han oğlu Kınık nesline geçtiğini ifade eden Neşri, Selçuklu aileleri ve devletini kısaca anlatır.

Üçüncü tabakada ise Osman gazi oğullarını beyan eder ve Nuh aleyhisselamın oğlu Yafes’den Ertuğrul Bey’e kadar bir şecere nakleder. Yalnız bu şecerede birinci tabaka ile bazı küçük farklılıklar bulunur. Birinci tabakada Oğuz’un Gün Han oğlu Kayı Han verilirken üçüncü tabakada Oğuz oğlu Gök Alp denilmiştir. Aslında Gün Han ile Gök Alp arasında kaynaklarda hep bir farklılık vardır. Bazı kaynaklar Kayı’yı Gün Handan naklederken bazıları Osman oğullarını Gök Alp’ten başlatır. Bunu fırsat bilen ve Osmanlı’nın Kayı’dan gelmediğini ifade edenler hep bu çelişkiye işaret etmişlerdir. Ancak anlaşılması güçtür ki o zaman Osmanlıların neden Oğuz’un Gök Alp oğlunun Bayındır, Peçenek, Çavundur ve Çepni boylarından birine mensup olduğunu iddia etmezler. Hâlbuki Gök Alp’ten geldiğini kabul edenlerin bunu söylemeleri gerekirdi.

Oysa Gün Han veya Gök Alp’i alanlar sonraki isimlerde genelde birleşmektedirler. Nitekim Kayı’yı Gök Alp’ten yürüten Neşri ve Gün Han’dan devam ettiren Beyati Şeyh Hasan ile diğerleri de sonraki isimlerde hep birleşmektedirler. Dolayısıyla biz bunun Gün Han yazılırken “N” harfinin belki bazı yerlerde sağır “Nun” yani “kef” şeklinde yazılması ve onun da Gök olarak okunmasından kaynaklanmış olabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca Karamani Mehmet Paşa ve ondan naklen Kemalpaşazade’nin Gündüz Alp’in babasını Gök Alp olarak göstermesi şecerede arada bir de Gök Alp’in bulunmasından da kaynaklanmış olabileceğinin açık bir belirtisidir. Dolayısıyla bu çelişki Osmanlının Kayı boyuna mensubiyetine bir halel getirmez.

Nihayet, 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir imparatorluk haline gelen Osmanlı devletinde hanedanın Kayı ile ilişkilerinde modern tarihçilerin ifadelerine de başvurmak yerinde olacaktır. Mesela 16. asrın ilk çeyreğinde eserini kaleme alan Kemalpaşazade bir taraftan hanedanın dini misyonunu açık bir biçimde vurgularken menşei konusunda ise eski eserlerle tenakuza düşmez. Cengiz Han’ın önünden kaçan Türkmenlerin Belh’den Anadolu’ya göçüp yerleşmelerine atıfta bulunur ve Kayı’ya vurgu yapar.

Arap, Acem, Kürt veya Türklüğü tartışma konusu olan büyük devlet ve ilim adamı İdris-i Bitlisi’nin tarihe dair yazdığı Heşt Behişt isimli eseri de bu konuya öncülük eden kaynak kitaplardandır. Osmanlı tarih yazıcılığına yenilikler getiren ve önemli katkılarda bulunan İdris-i Bitlisi Osmanlı’nın soyu konusunda da çok net bilgiler verir.

“Çeşitli kitaplardan rivayet, eski tarihlerden mütalaa ve mukarrer oldu ki” diyerek Osmanlı soyu hakkında şu malumatı nakleder:

“Ecdadı izamı cennet-mekân olan mücahidler babası Osman Bey’in doğum yeri ve makamı ve kavminin çıkış yeri Türkistan ve Turan-zemin idi. Onların silsileleri Oğuz Han’a ve Kayı Han’a ulaşır.” İdris-i Bitlisi bundan sonra Kayıların Gazneliler döneminde Selçukilerle İran-zemine geldiklerinden ve daha sonra Ahlat civarına yerleştiklerinden Moğolların baskınları sırasında ise Söğüt ve Domaniç’e nakillerinden uzun uzadıya bahseder.

Ayrıca Ruhi Çelebi, Lütfi Paşa ve Karamani Mehmet Paşa gibi dönemin kıymetli ilim adamı ve tarihçileri de Osmanlı hanedanının Oğuzların Kayı boyuna mensubiyetini hiç kuşku duyulmayacak bir biçimde belirtmişlerdir.

Enveri’nin Düsturname’sinde Osmanlıları belki de biraz daha ululamak kastıyla Seyyitlerle akraba yapmaya çalışmış ancak bu görüş kendisinden sonra hiç taraftar bulmamıştır. Yine batılılardan Gibbons’un Osmanlıları Moğollardan gösteren ifadelerini ise Fuat Köprülü açık bir biçimde çürütmüştür.

Bütün bu kaynak ve deliller Osmanlı menşei hakkında bilgi veren, araştırma yapan son yüzyılımızın tarih alanındaki değerli bilim adamlarını ve araştırıcılarını hep aynı isme yöneltmiştir ki o da “Kayı” olmuştur.

Prof. Dr. Şehabeddin Tekindağ, Prof. Dr. Faruk Sümer, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Prof. Dr. M. Fuad Köprülü, Prof. Dr. Feridun M. Emecen, Prof. Dr. Fahamettin Başar, Prof. Dr. Üçler Bulduk, Doç. Dr. Erhan Afyoncu ve Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu bu ilim adamlarımızdan bazılarıdır.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
25 Eylül 2009

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.