Ramazan Sevinçti

Osmanlılar zamanında, Ramazan’ın gelişi büyük bir sevinçle karşılanırdı, Ramazan’ı haber veren davullar çalmaya, kandiller yanmaya başlayınca herkes birbirini tebrik eder, iftar vermek için fakirler paylaşılamazdı.

Osmanlı ülkesinde, Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlardı. Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” hadis-i şerifine mutlak surette uyardı. Şayet Ramazan hilali gökte görülemezse Şaban ayı otuza tamamlanır. Ertesi gün oruca niyetlenilirdi.

Bu sebeple Şaban ayının 28’i geldiğinde halkı bir heyecan sarardı. İstanbul’da zahmetsizce ayı görebilmenin mümkün olduğu yerler yangın kulesi, Süleymaniye, Fatih, Sultan Selim ve Cerrah Paşa camilerinin minareleri olduğundan buralara özel seçilmiş doğru ve itimat edilir memurlar gönderilirdi. Bunların yanına cami hademeleri ile bazı meraklılar da katılırdı. Ramazan hilalini görenler olursa süratle kadılığa gelip haber verirlerdi. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise bir çok kimsenin söylemesiyle kadı Ramazan olduğunu ilan ederdi.

KANDİL VE DAVULLA İLAN EDİLİRDİ

Süleymaniye Camii kandilcileri aldıkları işaret üzerine kandilleri yakarak ve bekçiler davullarını çalarak Ramazan’ın başladığını mahalle halkına duyurmaya başlarlardı.

Şükür bu aya girdik
Akşam hilali gördük
Sevinçlere gark olduk
Yüzü toprağa sürdük.
 

Aleme rahmet geldi
Büyük bir nimet geldi
Ramazanla birlikte
Müjde-i Cennet geldi.

Ramazanın ilanından dolayı bütün Müslümanların büyüklü küçüklü sevinç ile birbirlerini tebrik etmeleri adetti.

FAKİRLER BAŞTACI EDİLİRDİ

Yaşlılar, gençler, babalar ve çocuklar, fenerleri ellerinde olarak akın akın camilere koşarlar saf saf, hazin hazin Kur’ân-ı kerim okunmasını dinlerlerdi. Sonra yatsı namazı ile ilk teravihi kılıp dua eder ve sevinçle Ramazan tebriklerinde bulunurlardı.

İki cihan güneşi Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki: “Ramazan ayının gelmesine sevineni Allahü teâlâ kıyamet gününün korkusundan emin eyler.”

Ramazan’da iftara misafir çağırmak çok makbul olduğundan dost, akraba, fakir ve fukaraya haber salınır “Aman bu sene mutlaka iftara bekliyoruz” diyerek tenbihler yapılırdı. Hatta bütün bir Ramazan’ı geçirmek üzere bazı fakir ve yalnız ihtiyarlar daimi yatılı misafir olarak eve getirilirdi. Eskiden yarışlar, Peygamber efendimizin iftar verenlerle ilgili müjdelerine kavuşmak hususunda olurdu. Fakirler o kadar kıymetlenirdi ki pay edilemezdi.

Mübarek yerler ziyaret edilirdi

Ramazan âdetlerinden biri de cami ye mezarları ziyaret etmekti. İstanbul’da Ramazan’ın en güzel, en yoğun şekilde yaşandığı semtler Eyüb, Fatih, Koca Mustafa Paşa, Üsküdar ve Beşiktaş’tı.

Öncelikle Ebu Eyyüb el-Ensari ve onunla birlikte İstanbul önüne cihada gelen eshâb-ı kiram türbeleri veya makamları ziyaret edilirdi. Koca Mustafa Paşa’da Sünbül Efendi, Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayî, Beşiktaş’ta Yahya Efendi dergahları dolar taşar, türbeleri önünde uzun ziyaretçi kuyrukları oluşurdu. Evet eskiden kuyruklara sadece türbeleri ziyarette rastlandırdı.

Ramazanın onbeşinde ise Peygamberimizin Veysel Karani hazeretlerine hediye ettiği Hırka-i şerifin bulunduğu cami ziyaret edilirdi. Hırka-i şerif günümüzde Ramazanın başında ilk Cuma günü ziyarete açılıp Bayram akşamına kadar açık tutulmaktadır. Ziyaretçi akını ise İstanbul dışından gelenler de dahil olmak üzere artarak devam etmektedir.

Peygamber efendimizin Ka’b bin Züheyr’e hediye ettiği hırka ise Yavuz Sultan Selim zamanından beri Topkapı Sarayı‘nın en nadide misafiridir. O da her yıl Ramazan’ın 15’inden itibaren saray halkının ziyaretine açılırdı.

MAVİ GÖK BİLE

Hırka-i hazret-i Fahr-i Resûle
Atlas-ı çarh olamaz pâye-endâz
Yüz sürüp zeyline takbîl ederek
Kıl şefî-i ümeme arz-ı niyâz.

Şeyhülislâm Arif hikmet Bey

(Mavi gök bile bütün peygamberlerin kendisiyle öğündüğü Muhammed aleyhisselamın hırkasına yaygı olamaz. O’nun eteğine yüz sürerek ümmetlerin şefaatçısına yalvar.)

SARAYDA RAMAZAN BAŞKAYDI

Ramazan ayının Osmanlı saray hayatına kattığı bir gelenek de Sultan III. Mustafa Han devrinden itibaren sarayda icra olunmaya başlanan huzur dersleriydi.

Sultan II. Abdülhamid Han zamanında huzur dersleri Ramazan’da ikindi namazından sonra haftada iki gün esasına göre Yıldız‘daki Çit kasrında yapılır ve Sultan Abdülhamid Han yüksekçe bir mindere otururdu. Karşıda ders veren ile dinleyiciler bulunurdu. Davet üzerine devlet ricali de derste hazır olurdu. Padişah dersi anlatan ile buna sual soranların münazaralarını dinlerdi. Ramazan ayına mahsus bu derslerde alimler, Kâdı Beydâvi Tefsiri’ni esas almak üzere ders verirlerdi. Ayrıca hazır bulunanlar dinî sorularını sorarak cevaplarını alırlardı.

Ramazan günlerinde resmi daireler gayriresmî olarak, okullar ise resmen öğleye kadar tatildi. Buralarda öğle vakti başlayan faaliyet ikindi vaktine doğru sona ererdi. Genellikle insanlar ikindi zamanı İstanbul camilerine, devrin meşhur hafızlarının okudukları Kur’ân-ı kerimi dinlemeye giderlerdi. Bu vesileyle en çok rağbet kazanan camiler Fatih, Bayezid, Ayasofya, Yeni Camii, Süleymaniye ve Galata’daki Yerebatan camileriydi. Sesi ve kıraati en güzel hafızlar Ramazan boyunca bu camilerde mukabele okurlardı.

AYDINLATTIN GÖNÜLLERİ

Sultan oldun aylara,
Aydınlattın binlerce, kararmış gönülleri
Tâc ettin kandilleri
Bayram ediyor, şimdi canlı cansız kainat
Bambaşka oldu âlem, yeniden buldu hayat…
Seni bu günahkar kul bilmem nasıl anlatsın,
Tövbekar kula rahmet, çaresize hayatsın…
Allah’a gider her an yorulmaksızın zaman,
Al ruhumu içine Hakk’a götür Ramazan…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.