Selimiye

“Selimiye” derler, “Edirne” derler;
Tatlı bir gariplik duygusu gelir.
Kemerler, çeşmeler, minarelerle
Bir eski eserler kamusu gelir.

Minarelerden en tatlı ezanlar,
Dallardan güvercin hu-hu’su gelir.
Ayşekadın’a gül ve Yıldırım’a
Üçşerefeli’nin kumrusu gelir.

Şu Selimiye’dir, şu Muradiye…
Çinilerden sümbül kokusu gelir.
Karşısına ya iki sedef çekmece,
Ya iki mücevher kutusu gelir.

Vezirlerin iki tuğlusu gider,
Arkasından, yedi tuğlusu gelir.
Şurda abdest alır Hüdavendigâr;
Yerden suyu, gökten havlusu gelir.

Taşları kararmış bir yol ucunda
Üçşerefeli’nin kapusu gelir.
Şu yana dönersen Eskicami’nin
Kesilmiş, biçilmiş avlusu gelir.

Atınca üç adım daha ileri
Bir serin kubbenin kuytusu gelir;
Dünyanın en güzel minareleri
Ve kubbelerin en ulusu gelir.

Türk’ün Trakya’da tapusu gelir.
Mihrabında bir teravih kılmaya,
Denizler ardından yolcusu gelir.
Bilsen ki bağrında kanar bir yara,

Yarasını sarmak arzusu gelir.
Mahya olmak için Sultan Selim’e,
Göklerden, yıldızlar ordusu gelir.
Kubbeler menekşe, şerefeler gül…
Mermerinden çiğdem kokusu gelir.

Arif Nihat Asya

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.