Türk gençliği üzerinde oynanan oyunlar! 26.11.2017 Türkiye Gazetesi

Türk gençliği tarihinin en bunalımlı yıllarını yaşamaktadır. Gençliğimiz iki asırdır gittikçe yitirmekte olduğu kimliğini, kişiliğini bilmek ve kazanmak zorundadır. Atalarının tarihinin izlerini sürmek zorundadır. Bunun için tarihini, dilini, dinini, iyi bilmek mecburiyetindedir.

Ecdadımız Mohaç’a, Uyvar’a, Malazgirt’e Rodos’a niçin gidiyordu? Nasıl bir ruh haleti içerisindeydi? Zaferleri nasıl elde ediyordu. Nasıl ve ne için yaşıyordu?

Bunları veremezsek inanın hayal dünyasında gezinmiş ve sadece günü kurtarmış oluruz.

Bunun birinci yolu gençlerimize Peygamber efendimizi hakkıyla tanıtmak olmalıdır. 

Bugün zaman zaman “tarihî yol” çalışmalarına şahit oluyorum. Bazı belediyelerimiz, IV. Murad Han’ın Revan Seferine giderken açtığı yol, Kanuni’nin Rodos Seferine giderken takip ettiği yol veya Fatih’in Akkoyunlu üzerine giderken izlediği yollardan bir kesitini tespit edip, tarihe uygun olarak düzenleyip bir nostalji olarak gençleri yürütecekler. Bunun için belki milyonlarla para harcayacaklar. Atalarımızın seferlere giderken açtığı yollarda senede bir gün yürümek gençlere ne kazandıracaktır bilemiyorum. Pek de anlamıyorum. Oysa o ataları hatırlatan her vilayetimizde o kadar kıymetli eserler var ki… Onlara sahip çıkmak, tanıtmak, anlatmak ve gençlerimizi uyandırmak asıl mesele olmalı.

1970’lerde Çanakkale’ye 18 Mart 1915 zaferini anmaya giderken, maalesef dans ederek eğlenen, fuhuş yapan gençlerimizi görerek kahroldu bu millet. Bir dönem Lenin, Stalin, Mao, Humeyni ve Kaddafi’de rol model aradı gençlerimiz ne yazık ki! Gençlere yol yürütmekle kimse tarihî değerlerini kazandıramaz.

Ecdadımız Mohaç’a, Uyvar’a, Malazgirt’e Rodos’a niçin gidiyordu? Nasıl bir ruh haleti içerisindeydi? Zaferleri nasıl elde ediyordu. Nasıl ve ne için yaşıyordu?

Bunları veremezsek inanın hayal dünyasında gezinmiş ve sadece günü kurtarmış oluruz.

Bunun birinci yolu gençlerimize Peygamber efendimizi hakkıyla tanıtmak olmalıdır. 

Mevlit Kandili! 

Peygamber efendimizin doğduğu Rebiülevvel ayında bulunuyoruz. Önümüzdeki perşembeyi cumaya bağlayan gece Mevlit gecesidir. Âlemler O’nun hürmetine yaratılmıştır. Deylemi’nin İbni Abbas’tan bildirdiği hadis-i kudside Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimize gelerek Allahü tealanın “Ey Resulüm sen olmasaydın Cenneti, Cehennemi ve dünyayı yaratmazdım” buyurduğunu bildirmiştir (Acluni, Keşfü’l-Hafa).

Peygamber efendimizi öven naatların çoğunda bu mana geçmektedir. Senayi Efendi:

Dedi şanında Hak levlak levlak

Muhammed olmasa olmazdı eflak

Diyerek bu hadis-i kudsiye işaret ederken, Yunus Emre de bu hususu şöyle dile getirdi:

Hak yaratdı âlemi, aşkına Muhammed’in

Ay ve günü yaratdı, şevkine Muhammed’in

Ol dedi oldu âlem, yazıldı levh ü kelam

Okundu hatm-ı kelam, şanına Muhammed’in

Yunus kim ede medhi, över Kur’ân âyeti

An ver-gil salevatı, aşkına Muhammed’in

Şeyhülislam Yahya Efendi de bu hadis-i kudsiye değinerek Peygamber efendimizi şöyle övmekteydi:

Sana mahsus lütfudur Hakk’ın

Tâc-ı levlak ü taht-ı ev ednâ

Şeyh Galip Efendi ise:

Levlak ile zât-ı paki mevsuf

Kur’ân’da sıfatı zarf u mazruf

İfadesiyle temiz zatı Levlak sözüyle vasıflandırılmış ve Kur’ân’ı kerimde sıfatları bildirilmiş, övülmüş demektedir.

Aynı mana Süleyman Çelebi’nin mevlidinde ise şu şekilde geçmektedir:

Pes Muhammed’dir bu varlığa sebep

Cehd edip O’nun rızasın kıl talep

O’nun için oldu bu varlık kamu

Ay ve yıldız, yer ve gök, uçmak tamu 

Zehirlenen gençliğimiz! 

Cenab-ı Hak Tevbe Suresi’nin 24. Âyetinde Peygamber efendimizi kendisi ile zikrederken müminlere mealen, “O’nu babalarınızdan, oğullarınızdan, eşleriniz ve akrabalarınızdan, evlerinizden ve mallarınızdan kısaca her şeyinizden daha çok sevmelisiniz” buyurmaktadır. Bu itibarla Peygamber efendimiz de:

“Beni çocuğunuzdan, babanızdan ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız” buyurmuştur (Buhari, İman 6-7).

Bu itibarla Eshab-ı kiram efendilerimiz Tabiin, Tebe-i tabiin ve İslam dairesine girilmesiyle birlikte Türkler, O’nu sevmeyi, O’nu övmeyi, O’nun yaşayışını örnek almayı birinci prensip edindiler.

Hâl böyle iken son kırk yıldır bir örgüt eliyle bin yıllık İslam beldesi Türkiye’de Peygamber efendimiz, Hristiyanlarla diyalog kisvesi altında nasıl kenara bıraktırıldı, nasıl unutturuldu! Peygamber efendimizi bir kenara koyanlar, Papalık misyonunun bir parçası olan Pensilvanya’daki terör liderine nasıl kapıldılar? Bin yıldır Peygamber efendimizin aşkı ve sevdası tüten Anadolu’nun yiğit Türk evlatlarının kalbine böyle bir zehir nasıl akıtıldı? Nasıl dinine, peygamberine, milletine, vatanına ihanet eder hâle getirildi?

Başımızı ellerimizin arasına alıp üzerinde günlerce düşünmek gerek!

Bu örgütü basit görmeyelim. Bu örgütün dinî sahadaki fikirlerini hâlâ bu necip milletin asil evlatlarına şırınga edenler kol geziyorlar. Aramızdalar, televizyon kanallarındalar, okullardalar. Kısacası artık hemen her yerde açıkça arzı endam ediyorlar. Ramazan ayında bazı programlarda bir ay zehir kustular.

Tanzimat’tan beri İngilizlerin, içimize soktuğu ajanlar vasıtasıyla saçtıkları mikroplar kendi bünyemizi sardı. Millet asıl savaşı kendi bünyesinde vereceğini bilmeli. Bu savaş silahlı bir savaş değildir. Bu savaş dinini, peygamberini, tarihini, dilini, kültürünü, değerlerini bilme ve öğrenme savaşıdır. Aksi hâlde uçurum uzakta değil. Peygamber efendimizi anlamayan ve tanımayan gençlik, Papa’nın hizmetindeki bir Papa uşağına kolaylıkla tapar hâle getirilebilmektedir.

Mevlidine hayran kulaklarımız! 

Rahmetli Arif Nihat Asya Bey on yıllar önce bir naatı şerifinde bu acı gerçeği şöyle dile getirmişti:

“Diller, sayfalar, satırlar

‘Ebu Leheb öldü’ diyorlar:

Ebu Leheb ölmedi, ya MUHAMMED; 

Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! 

Neler duydu şu dünyada

Mevlid’ine hayran kulaklarımız; 

Ne adlar ezberledi, ey NEBİ,

Adına alışkın dudaklarımız! 

Artık, yolunu bilmiyor; 

Artık, yolunu unuttu

Ayaklarımız! 

Kâbe’ne siyahlar

Yakışmamıştı, ya MUHAMMED,

Bugünkü kadar! 

Haset gururla savaşta; 

Gurur, Kaf Dağı’nda derebeyi…

Onu da yaralarlar kanadından,

Gelse bir şefkat meleği…”

Rahmetli Arif Nihat Bey bugünü görmüş olsaydı neler derdi acaba?

Bakınız size basit bir çözüm.

Âlemlerin, Peygamber efendimizin hürmetine yaratıldığını ve O’nu nasıl sevmemiz gerektiğini bildirdim. Senayi Efendi’den, Yunus Emre’den, Şeyhülislam Yahya Efendi’den, Şeyh Galip’ten Süleyman Çelebi’den örnekler verdim.

Buna rağmen gençlerimizde Peygamber efendimize bağlılığı ve muhabbeti kırmak ve yıkmak isteyenler bu hadis-i kudsinin ihtiva ettiği manaya da bir anda yok demektedirler.

Siz de onları anında yok sayın!

Türk gençliği üzerinde oynanan oyunlara ve çözüm önerilerine devam edeceğiz. 

TEFEKKÜR

Ey Resulu’s-Sakaleyn ey şeh-i taht-ı kevneyn
Sensin ol baisi levlak-ı semavat u zemin

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
26.11.2017 Türkiye Gazetesi

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.