Zırva tevil götürmez!

Geçen hafta Cuma Divanı adlı köşemde işlediğim konu ile ilgili olarak “Mil-Diyanet Sen” Başkanı Celaleddin Gül sosyal medyada bir açıklama yapmış. Üyelerine de, elinizden geldiği kadar paylaşın, diyerek destekte bulunmalarını istemiş. Aslında zırva tevil götürmez sözüne uygun olarak yazısı muhatap alınacak, açıklaması değer verilecek bir durumda değildi. Zaten pek çok okuyucu da yorumlarında bunu belirtmişti. Ancak hazindir ki anlı şanlı profesörleri dahi yazılarıma aynı üslupla karşı çıktıkları için kısa açıklamalar yapmak şart oldu diye düşünüyorum.

“TGRT Tetikçisi yine işbaşında” başlığıyla yaptığı açıklamasını FETÖ-vari oluşumların temsilcileri, “fitne ve fesadın merkezi kanalda” diye devam ettirmiş.

Bu nasıl bir Diyanet sendikası başkanıdır, diyerek dehşete düştüm. FETÖ ile fikren en büyük mücadeleyi verenleri FETÖ’lükle suçlamak ya FETÖ’yü hiç tanımamak veya zımnen FETÖ’nün değirmenine tankerlerle su taşımaktır. Diyanet İşleri eski Başkanı’nın nasıl gittiğini bilmemektir. Diyanet’te bir dönem FETÖ yuvalanmasını görmemektir. Dinler arası Diyalog masasından haberdar olmamaktır. Eyvah ki ne eyvah! Diyanet’i bunlar koruyacaksa yandık!

Bu beyefendi mahkemeye gidecekmiş! Sormazlar mı niçin gidiyorsun diye? Hakaret mi etmiş, iftira mı atmış demezler mi?

Sayın Başkan şunu not defterinize yazın!

Ressam eseri, komutan savaş stratejisi, siyasetçi uygulamaları, hâkim kararı ve kitap yazan kişi de fikirleri ile değerlendirilir. Eserimi tenkit etti, uygulamamı beğenmedi, kararımı tartıştı diye kimse mahkemenin yolunu tutmaz. Beş yaşında bir bebek gibi abisinin her hareketini babama söylerim edasıyla fikir adamı olunmaz.

Konuşmayacakmışız. Tartışmayacakmışız. Görmeyecekmişiz!

Evet, yıllarca FETÖ’nün fikirlerini tartışmadınız, konuşmadınız, görmediniz! Şimdi aynı zihniyetle mahkeme diyerek hataların konuşulmasına da karşısınız.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Beşiktaşlı Yahya Efendi ile arasında geçen, “Neme gerek” kıssası sizin için bir masal olabilir. Fakat bizim için çok kıymetli ve ibretlik bir kıssadır Sayın Başkan.

Ziya Paşa ne güzel söylemişti:

Asude olam dersen eğer gelme cihana

Meydana çıkan kurtulamaz seng-i kazadan

Eserine, fikrine, siyasetine güvenemiyorsan; kendini savunmaktan acizsen çıkma meydana! Suçüstü yakalanan hırsızın etrafı suçlaması gibi tetikçi, yalancı, fitneci vb. hakaretlerle hatalarınızı örtemezsiniz. Bunlar fikirlerine güvenememenin tezahürüdür.

Hele de sabah akşam hür fikirden bahsedenlerin bu duruma düşmesi ne acıdır. Çünkü onların hür fikri kendileri tartışılıncaya kadardır.

Hırsız var!

Bu Başkan, “Diyanet’i ve Din İşleri Yüksek Kurulunu tahkir ve tezyif suçundan dolayı Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağız” demiş.

Bu ifadesi bana yıllar öncesine ait bir ahbabımla aramızda geçen mükâlemeyi hatırlattı. O dostum, “Sizin mahallede bir hırsız var”, demişti. “Mümkün değil olmaz”, dedim. “Tanıyorum var, uyanık olun”, diyerek ısrar etti. “Kimdir o ki uyanık olalım”, dedim. “İsmini veremem”, dedi.

“Kardeşim neden beni bütün mahalleye karşı hırsız gözüyle baktırıyorsun. Biliyorsan söyle, yok söylemeyeceksen bari hiç konuşma”, dedim.

Sayın Başkan, dikkat ederseniz DİYK üyelerini tenkit ederken isimleri ve fikirleri ile anlattım. Diyanet’i veya bütün Diyanet camiasını hedef almadım. Bir kez daha söylüyorum, hiçbir zaman da almam. Hata ve yanlışlarını söylemekten de geri durmam.

Siz neden coştunuz, öfkelendiniz, onu söyleyin? 

Rudi Paret’ten istifade ediniz. Ignaz Goldziher’i sevip sayınız. Kritzeck, Andrew du Ryer, Sprenger, Joseph Schacht ve Montgomery Watt’ın fikirlerini sonuna kadar savununuz, hayranlıkla tavsiye ediniz. “Bunlar bilinmeden din anlaşılmaz’’ diye düşününüz, fakat tenkit edilince küplere bininiz! Olmuyor!

Bari savunduğunuz fikirlerde mert olunuz. Mesela benim için “İmam-ı Azam’ın peşinden gidiyor”, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, İbn-i Abidin, İmam-ı Serahsi ve İmam-ı Maturidi’yi seviyor, Ebussuud Efendi, Akşemseddin, Aziz Mahmud Hüdayi,  Hamid-i Aksarayi, Ahmed İbni Kemal Paşa’ya hayranlık duyuyor, hep onlardan alıntı yapıyor, onları tavsiye ediyor diyebilirsiniz. Doğru, benim için şereftir, der savunurum. Siz neden bunu söylemiyorsunuz? Hemen Tokat bakırı gibi kıpkızıl kesilip şiddete ve mahkemeye başvuruyorsunuz.

Bazılarınızın maillerini ortaya saçsam utanırsınız.

Yoksa hukukçuları da kendiniz gibi mi sanıyorsunuz? Birisi hakkında kafanızdan hükümler vereceksiniz. Sonra ceza kestireceksiniz. Gülünç olmayın. Bir deneyin isterseniz!

Oryantalistlere vurunca mı uyandın? 

Yine Mil-Diyanet Sen Başkanı; “Sayın Şimşirgil; Kendisi tarihçi olduğu hâlde tefsir, fıkıh vb. cahili olduğu tüm konularda ahkâm keserek Diyanet’e saldırmaktadır”, demiş.

Hükme bakınız. Cahil olduğum tüm konularda ayar veriyormuşum.

Birincisi, bu beyefendi imam hatip mezunlarını tefsir, fıkıh başta olmak üzere bütün dinî ilimlerde cahil mi kabul ediyor?

İkincisi ise daha âlim kime denir, cahil kime söylenir, maalesef bilmiyor. Ben kısa bir tarif yapayım.

Âlim, neyi bilip bilmediğini bilen adamdır. Bildiğini anlatır, bilmediğini öğrenir.

Hangi anlattığım konunun hatalı olduğunu gördün ki cahil dedin?

Anlatmadıklarım üzerinden söylüyorsan demek ki benim neyi bilmediğime kadar anlıyorsun(!)

Belli ki, İmam-ı Yusuf kıssasını okumamışsın.

Bir hanım gelerek kendisine sual sordu. İmam-ı Yusuf, “Bilmiyorum”, dedi.

O hanım, “Bir de şu kadar maaş alıyorsun, utan, daha bir sorunun cevabını veremedin”, dedi.

İmam: “Hanım hanım, ben bildiklerimin karşılığını alıyorum. Bilmediklerimin karşılığı alsam halifenin hazineleri yetmez”, dedi.

Biz de bildiklerimizi anlatıyoruz. Bilmediklerimizi öğreniyoruz. Siz maşallah her şeyi biliyorsunuz(!)

Sayın Başkan şu sözü de unutma!

Dermiş hâkim “Bilmediğim nesne kalmadı’’

Her şeyi bildi biçare kendini bilmedi

Kendinizi tanımış, aynaya bakmış olsaydınız, böyle ham cümleler kurmazdınız. Kendinizi, camianıza rezil etmezdiniz.

Peki, neden bana cahil dediniz? Araştıralım.

Zuhr-i âhir namazı kılınsın dediğim için mi söylediniz? Çünkü o yazıların tek sebebi zuhr-i âhir namazı idi.

Şayet bunun için dedi iseniz, size göre dünyaya âlim gelmedi. Mezhep imamlarımız başta olmak üzere İbn-i Abidin, İmam-ı Serahsi, Ebussuud Efendi size göre hepsi cahil olmalı. Zira onlar da, zuhr-i âhirin faraziye olduğunu bilemediler öyle mi?

Bir siz bildiniz ve âlim oldunuz!

Yok, cahilliğimi zuhr-i âhir için değil de şayet üç tane DİYK üyesine söylediğim sözler yüzünden ifade ettiniz ise durum daha da vahimdir.

O zaman şu ifadeleri, siz de kabul ediyorsunuz demektir:

“Hazreti Peygamberin kavram dünyası her konuda birebir Kur’ân’a uymaz”.

“Hazreti Peygamber ile ashabı arasında tam bir iletişim yoktur”.

“Hazreti Peygamberin Allah kavramına yüklediği anlamla sahabeninki aynı değildir”.

“Batı’yı örnek alarak hadisleri yeniden ele almak ve yeniden inşa etmek gerekir”.

“Oryantalistlerin çalışmaları tefsir tarihinin içine mutlaka konmalıdır”.

“Peygamber söylediklerini beşer bir öğretmenden almış olmalıdır”.

Buyurun. Tetikçi, yalancı diyerek zırvalamayın. Siz bu ifadelerin neresindesiniz? Bu safsataları kimler söylüyor biliyor musunuz ve siz de savunuyor musunuz?

O zaman haberiniz olsun. Daha o DİYK üyelerinin devamı gelecek. Avukatı siz iseniz, savunmalarını şimdiden hazırlamaya başlayınız.

Senin dinî bir sendika olarak, asıl devlete, dine, vatana ihanet edenleri, müsteşriklerin Kur’ân ve Hazreti Peygamberi inkâr eden kitaplarını tercüme ederek milletin evladını zehirleyen ve devletin din politikasını neredeyse Vatikan politikalarına çevirenler hakkında suç duyurusunda bulunman gerekmez mi?

Anayasa, Diyanet’e halkı İslam dini hakkında aydınlatma görevi yüklemiyor mu?

İslam diniyle halkı aydınlatmak şöyle dursun, sahte bir İslam uydurarak halkın inancını ve devletin bekasını tehlikeye sürüklemenin suç unsuru olduğunu öğretmek de mi bizim vazifemiz? Yoksa Kafdağı’nda yaşıyorsun da olandan bitenden senin haberin mi yok?

Biz yerli ve yabancı oryantalistlere vurunca mı uyandın?

“Diyanet ve Din görevlileri sahipsiz değildir”, demişsin.

Sahibi sizin gibiler ise, Allah korusun!

 

TEFEKKÜR

Hak kazanmak da’vâ-yı tezvir ile erlik değil

Er odur kim kendi vicdânında mes’ûl olmasın

(Yalan dava ile hak kazanmak erlik değildir,

Er odur ki, kendi vicdanında sorumlu olmasın).

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

20.08.2021

Türkiye Gazetesi

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/620250.aspx

Print Friendly, PDF & Email

    • Mehmet öz on 23 Ağustos 2021 at 11:19
    • Cevapla

    C hak size sağlık sıhhat afiyet hayırlı uzun ömürler versin sizlerde olmasanız ehli sünnet vel cemâat itikadını savunacak, müdâfaa yapacak fazla kimse kalmadı.

    • Ahmed on 21 Ağustos 2021 at 00:05
    • Cevapla

    Sayın hocam Allah sizin gibi tarafsız,sadece Hak’ki savunan alimleri basimizdan eksik etmesin. Etmesin ki,gerçekleri kaynaklarıyla öğrenme şansımız elimizden alınmasın. Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulup,gözden düşürülmesi için yapılan propagandalardan Allah sizi korusun.Amin

    • Alpay on 20 Ağustos 2021 at 19:24
    • Cevapla

    Hocam, kaleminize yüreğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.