Taksim Camii

Bazı köşe yazarları ve internette bazı basın yayın kuruluşları ve bazı siyasetçiler Sultan Vahideddin Han’ı “cami satan devlet adamı” diye gece gündüz karalamayı ve kötülemeyi marifet olarak görürler. İnterneti gezdiğinizde bu konuda onlarca habere rastlarsınız. Padişaha hakaretlerle dile getirilen “bu cami meselesi acaba hangisi?” dediğinizde karşınıza Taksim’deki Kışla Camii çıkar.

Kışla Camii’nin gerçekten de çok hazin bir geçmişi vardır. Biz onun hikâyesini inşallah haftaya bırakalım. Bu hafta onun yıkılması ile birlikte yerine Taksim’de yapılması düşünülen ve nihayet neticelenen, geçtiğimiz hafta açılışı yapılan caminin amansız mücadelesini yazalım…

Öncelikle bir yaman çelişkiyi belirtelim. Vahideddin Han’a cami sattı diye höykürenleri sanırsınız ki cami peşindeler. Sanırsınız ki orada bir cami görmek isteyenlerdir. Sanırsınız ki Taksim’e bir cami yapılması için gayret sarf edenlerdir.

Hayır, tam tersine!  Bu zihniyet orada bir cami görmemek için bakınız nasıl bir mücadele verdi.

Evet, Cumhuriyet tarihimizin en tartışmalı konularından biri olan Taksim’e cami yapılması nihayet neticelendi.

Aradan bir yüz sene geçtikten sonra Taksim Camii meselesi üzerine araştırma yapacak olanlar ne diyeceklerdir acaba?

Yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede, Müslümanlar namazlarını eda edebilmek için neredeyse ibadet mekânının bulunmadığı bir alanda bu ihtiyaçlarını yerine getirebilmek için cami yapılması için istekte bulunuyorlar. Çok partili hayata geçtikten sonra seçtikleri bütün hükûmetlerden buna çözüm bulmalarını istiyorlar.

Nitekim istisnasız Menderes, Demirel, Erbakan, Türkeş, Özal ve nihayet Recep Tayyip Erdoğan milletin arzusuna uyarak bu caminin yapılabilmesi için harekete geçtiler. Fakat bir türlü muvaffak olamadılar. Milletin oyu ile gelenler milletin arzusunu yerine getiremediler.

Hâliyle bu ve bunun gibi meseleler yüzünden, “iktidar olursunuz ama muktedir olamazsınız” sözü zihinlere tam manasıyla kazındı.

Amansız muhalefet! 

Taksim Camii’ne muhalefet eden bir yapı, bir teşekkül, bir parti zihniyeti vardı: CHP idi bu… Bu zihniyet 1940 yılında mevcut olan kışlayı sanatseverlerin bütün ısrarlarına ve karşı çıkmalarına rağmen dümdüz ettirip, İnönü, gezi parkı hâline getirmişti.

Neticede o günkü hükûmetin tasarrufu bu yönde olmuştu diyelim ve nokta koyalım.

Peki, sonraki dönemlerde seçilen hükûmetler bir tasarrufta bulunmak istediklerinde nelerle karşılaştılar.

Başbakan Adnan Menderes 1952 yılında Ayasofya’ya yeniden cami statüsü kazandırmak istediğini belirtmişti. 1955 yılında da Taksim Meydanı’nda bir araziyi cami yapımı için belediyeye tahsis etti. Bunun üzerine Taksim Camii’ni Yaptırma Derneği kuruldu.

Ancak 1960 darbesi, “Ayasofya’nın cami olmasını ve Taksim’e cami yapılmasını unutun!” diyecekti.

Darbeden bir müddet sonra iktidara gelen Süleyman Demirel ise Taksim’e camiyi unutmayacaktı. Bu yolu açmak için caminin planlandığı bölge arazisini Vakıflar Müdürlüğüne satma kararını aldı. CHP ise teyakkuzdaydı. Konuyu derhal mahkemeye taşıdı. Arsa tahsisi ve satımı derhal durduruldu.

Böylece rafa kalkan proje halkın yoğun talepleri karşısında 1977’de bir kez daha gündeme geldi.

Demirel, Erbakan ve Türkeş liderliğindeki Milliyetçi Cephe Hükûmeti bu defa tam kararlıydı.

İmar planı değiştirildi. Otopark olarak görülen arazi camiye tahsis ediliyordu. Bu defa Anıtlar Yüksek Kurulu da onay vermişti. Ancak İstanbul Belediyesi CHP’de idi. Bu değişime müsaade etmeyerek süreci uzattı.

Çözüm arayışları ise devam ediyordu… Demirel, 1980 yılında camiye tayin edilecek arazisinin tahsisi için Bakanlar Kurulundan karar aldı.

Bu defa da 12 Eylül Darbesi vuku buldu. Darbe döneminin İstanbul Belediyesi cami için tahsis edilen alanı iptal ederek yeniden otopark hâline getirdi.

Turgut Özal’ın devreye girmesi sonucu değiştirmeyecekti. 7 Şubat 1983’te Danıştay 6. Dairesi Taksim Camii Projesini, “şehircilik ilkeleri ve kamu yararına uygun düşmediği…” teziyle durdurma kararı aldı.

Caminin kamu yararına nasıl uygun düşmeyeceği akıllarda hep soru işareti olarak kalacaktı. Bölgede yapımına izin verilen yabancılara ait otel ve moteller ise nedense şehircilik planına çok uygun düşüyordu!

Millet kazandı! 

1994 yılında ise Taksim Camii bu defa İstanbul Belediyesi Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan Bey’in hedefindeydi. Gazetecilere yerini dahi işaret etmişti. Milletin on yıllardır özlemini çektiği caminin yapılmasını omuzunda ulvi bir vazife gibi görüyordu. O gün büyük bir iştiyakla “İnşallah buranın temelini atmak bize nasip olur” demişti.

Fakat yıllardır bölgede cami görmek istemeyen güçler de devredeydi. 1995’te ilk olarak Koruma Kurulu harekete geçti. Belediye planlarında otopark olarak görülen bu alanda tarihî su yapılarına ait kalıntılar olduğunu belirtti ve bölgeyi SİT alanı olarak ilan etti.

Ancak dönemin başbakanı Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan Bey kararlıydı. 29 Mayıs 1997 günü caminin temellerinin atılacağı basına düşmeye başlamıştı.

Ancak Refah-Yol Hükûmeti bu tarihi göremeyecek ve Taksim Camii de üçüncü kez darbe engeline maruz kalacaktı. Bu defa da 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi, Taksim Camii’ni bir kez daha rafa kaldırmıştı.

Dönemin darbe şakşakçısı gazeteleri ise, Taksim Camii’ni bir sevda hâline getiren Recep Tayyip Erdoğan Bey’in ise artık muhtar bile olamayacağını gururla sürmanşet haber olarak veriyorlardı.

Fakat millet onlar gibi düşünmüyordu. İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde bu ülkeye bir hizmet eri olarak gördükleri ve şahit oldukları Recep Tayyip Erdoğan Bey’i önce başbakanlığa daha sonra da Cumhurbaşkanlığına seçtiler.

Sayın Erdoğan da milletine 23 sene önce verdiği sözü unutmadı. 17 Şubat 2017 yılında Taksim Camii’nin temelini attı. Nihayet 28 Mayıs 2021 tarihinde de 27 sene sonra da açılışını yaptı…

İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed tarafından fethinin 568. yıl dönümünde İstanbul’a muazzam bir eser kazandırılmış oldu.

Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey de açılışta bu hususa değinerek şöyle konuştu:

Taksim Camii’ni; bir süre önce yeniden ibadete açtığımız Ayasofya Camii’ne verilen bir selam, yarın ulaşacağımız İstanbul’un fethinin 568’inci yıl dönümüne bir hediye olarak görüyorum… Bu vesileyle Şehr-i İstanbul’u medeniyet mirasımıza katan Fatih Sultan Mehmed Han’ı da hürmetle yâd ediyorum. Asırlardır davalarına hayat vermek için kendi canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizin her birine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum…”

2.482 metrekare arsa üzerine yaklaşık 16 bin 500 metrekare inşaat alanına sahip cami, top-down inşaat yöntemiyle yapıldı. Yani klasik uygulamaların tersine sıfır katından aşağı ve yukarıya doğru inşa edildi.

Bu yöntem sayesinde yapım esnasında derin kuyu kazısı yapılmadan, çevre bina ve yollara, meydana hiçbir zarar vermeden inşa edilmesine imkân tanındı.

Bulunduğu alanla uyumu, estetiği, kubbesi, muazzam hat yazıları, zarif minareleri alt katlarında kültürel alanları ile Taksim Camii, Cumhuriyet döneminde Çamlıca ve Mimar Sinan camilerinden sonra İstanbul’a kazandırılan üçüncü büyük sembol dini eser oldu.

Neredeyse bir asırlık hayali gerçekleştiren Sayın Cumhurbaşkanımızı ve emeği geçenleri gönülden tebrik ediyorum. Taksim Camii sevdasını bugüne kadar diri tutanları şükran ve minnetle yâd ediyorum.

Milletimize hayırlı ve mübarek olsun. 

TEFEKKÜR 

Herkesin gayreti memdûh olur idrâki kadar

Bir midir himmet-i âkil ile sa’y-i bâhil

                                           Bursalı Eşref Paşa

(Herkesin gayreti, anlayışı kadar övgüye değer!

Akıllının emeği ile başıboşun çalışması bir midir?)

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

04.06.2021

Türkiye Gazetesi

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/619209.aspx

Print Friendly, PDF & Email

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.